ERMİŞİN BAHÇESİ – Hayat Konuştuğunda Rüzgarlar Söze Dönüşür

“El Mustafa hızlı ve sessiz adımlarla çıktı Annesinin Bahçesinden. Bir an sonra, şiddetli bir rüzgârın savurduğu bir yaprak gibi uzaklaştı onlardan ve onlar, solgun bir ışığın yücelere doğru yükseldiğini gördüler”

Ermişin Bahçesi / Halil Cibran

Çapraz okuma tekniğini kullanan biri olduğum için, evin her köşesinde, işlerimin arasında okumak için bıraktığım kitaplar vardır. Evimize gelenler abajurların altında hatta banyoda bile kitaplara rastlar. Uyumadan önce ve uyandıktan hemen sonra birkaç sayfa okumak asla bırakmadığım alışkanlıklarımdan. Bu aralar da başucumda, Ece’nin bana hediye ettiği ve ilk sayfasına  “Sevgiyle Yaşa” notunu düştüğü kitabım var: Ermişin Bahçesi / Halil Cibran

“Ve benden şunu hatırlayın: Size vermeyi değil almayı öğretiyorum; feragati değil, başarmayı öğretiyorum; baş eğmeyi değil, dudaklarınızda bile gülümseme ile anlamayı öğretiyorum.”

“Boş ve yararsız gelir bize Hayat, ama yalnızca ruhumuz yıkıntılar arasında başıboş dolaşıp durduğunda ve kalbimiz benliğimize karşı aşırı ilgiden sarhoş olduğunda.”

Ermişin Bahçesi /syf.5

Bu cümle, “Ay Tutulması” nın sabahında sayfayı açar açmaz okumaya başladığım ilk cümleydi. Ve 51 sayfalık kitap biterken okuduğum şiir ise güne sulu gözlerle başlamama sebep oldu:

“Derken akşam karanlığı çökmüştü.

Ve tepelere ulaşmıştı. Adımları onu sisin içine kadar götürmüştü ve o kayaların, beyaz Selvilerin ortasında, bütün bakışlardan uzak, şöyle dedi:

Ey sis, kız kardeşim, henüz kalıba dökülmemiş beyaz soluk,

Sana geliyorum, beyaz ve sessiz soluk,

Henüz dile gelmemiş bir söz olarak.

Ey sis, kanatlı kız kardeşim, şimdi birlikteyiz,

Ve hayatın ikinci şafağına kadar birlikte kalacağız,

O şafak seni bir bahçeye, çiy damlası olarak bırakacak.

Ve beni bebek olarak bir kadının göğsüne,

Ve hatırlayacağız anılarımızı…

Ey sis, kız kardeşim, geri dönüyorum,

Senin yüreğin gibi, derinlikleri dinleyen bir yürekle,

Tıpkı senin arzun gibi çarpıntılı ve amaçsız bir arzuyla.

Tıpkı senin düşüncen gibi henüz derlenip toplanmamış bir düşünceyle.

Ey sis, kız kardeşim, anamın daha büyük çocuğu, hala avucumdadır serpmemi buyurduğun yeşil tohumlar,

Söylememi buyurduğun şarkıyla mühürlü dudaklarım;

Ve sana ne bir meyve getirdim ne de bir yankı,

Ellerim kördü çünkü dudaklarım kıyıcı.

Ey sis, kız kardeşim, ben dünyayı çok sevdim, dünya da beni,

Çünkü onun dudaklarındaydı benim bütün gülücüklerim ve bütün gözyaşları benim gözlerimde

Yine de bir sessizlik uçurumu vardı aramızda dünyanın yok etmek istemediği

Benim aşıp geçemediğim.

Ey sis, benim ölümsüz kardeşim Sis,

Eski şarkılar okudum küçük çocuklarıma,

Onlar da dinledi, hayranlık vardı yüzlerinde;

Ama yarın, unuturlar belki de şarkıyı,

Bilmiyorum rüzgar kime taşır bu şarkıyı.

Bana ait olmasa da, erişmişti yüreğime yine de

Ve bir an kaldı dudaklarımda

Ey sis, kız kardeşim, bütün bu olanlara rağmen,

Huzur içindeyim ben.

Bana yeter henüz doğanlara şarkı söylemiş olmak.

Şarkı gerçekten benim olmasa da,

Yine de en derin arzusundan çıkar yüreğimin.

Ey sis, kız kardeşim, kardeşim Sis,

Seninle birim şimdi.

Tek benlik değilim artık.

Yıkıldı duvarlar,

Ve kırıldı zincirler;

Yükseliyorum sana doğru, sis olarak,

Birlikte dolaşacağız denizin üzerinde hayatın ikinci şafağına kadar,

O şafak seni bir bahçeye çiy damlaları olarak bıraktığında,

 Beni de, bebek olarak, bir kadının göğsüne…”

Ermişin Bahçesi / syf.49-50-51
“Ve geçen yıllar değişen düşüncelerinizden başka nedir ki? İlkbahar sinenizde bir uyanıştır, yaz verimliliğinizin bilinmesidir. Sonbahar benliğinizdeki çocuğa ninni söyleyen eski çağ̆ değil midir? Ve kış, size soranın diğer mevsimlerin düşleriyle uyunan büyük bir uykudan başka nedir?”

Cibran, en sıradışı anlarda karşınıza çıkan ve kelimeleriyle insanı delip geçen bir “Rüzgâr”.

Kendime hatırlatma ve tarihe not: Evrenin kendine has bir dili var.

Kitabın arka sayfa yazısını da buraya bırakıyorum:

Cibran ’ın en sevilen yapıtı Ermiş’in devamı olan Ermişin Bahçesi, yazarın ölümünden sonra, 1933’te yayımlandı. Ermiş’in sonunda on iki yılını geçirdiği Orphalese kentinden ayrılarak denize açılan El Mustafa, doğduğu adaya, annesiyle babasının ebedi uykularına daldıkları bahçeye döner. Uzun bir aradan sonra müritleriyle yeniden bir araya gelmiştir. Onlara ayrılıktan, yalnızlıktan, zamandan, insanla insanı, insanla doğayı birleştiren bağlardan söz eder. Sözlerinde mutlu ve aydınlık bir hayatın sırları gizlidir yine.

Uzun şiirin yeterince vaktinizi alması nedeniyle alıntılar kısa olacak. İsteyen yorumlara sevdiği alıntıları bırakabilir.

ALINTILAR:

“Cehennemi ışık saçanlar için yarattık, ded, ateşten başka parlayan bir yüzeyi silebilecek ve bir şeyi çekirdeğine kadar eritebilecek ne var?”

“Ve geçen yıllar değişen düşüncelerinizden başka nedir ki? İlkbahar sinenizde bir uyanıştır, yaz verimliliğinizin bilinmesidir. Sonbahar benliğinizdeki çocuğa ninni söyleyen eski çağ̆ değil midir? Ve kış, size soranın diğer mevsimlerin düşleriyle uyunan büyük bir uykudan başka nedir?”

“Ben sadece ham meyveyim hâlâ dalında tutunan ; dün de bir çiçekten başka bir şey değildim ..”

“Ama bugün olmak, akıllı olmaktır, ancak aptala da yabancı olmamaktır; güçlü̈ olmaktır ama zayıfı telafi etmek değildir; küçük çocuklarla bir baba gibi değil, onların oyunlarını öğrenen arkadaş gibi oynamaktır.

“Ve benden şunu hatırlayın: Size vermeyi değil almayı öğretiyorum; feragati değil, başarmayı öğretiyorum; baş eğmeyi değil, dudaklarınızda bile gülümseme ile anlamayı öğretiyorum.”

“Boş ve yararsız gelir bize Hayat, ama yalnızca ruhumuz yıkıntılar arasında başıboş dolaşıp durduğunda ve kalbimiz benliğimize karşı aşırı ilgiden sarhoş olduğunda.”

KİTAP KÜNYESİ:

Adı: ERMİŞİN BAHÇESİ

Yazar: Halil Cibran

Sayfa: 51

İlk Yayın Tarihi: 1933

Baskı: 2018

Yayınevi: İş Bankası

Meczup / Halil Cibran