AD ASTRA- Bir “Karanlık Orman” teorisi !

“Uzay yolculuğuyla ilgili tüm hayallerimiz içecek stantlarının ve t- shirt dükkânlarının gölgesinde kalmıştı. Dünyada kaçtığımız her şeyi burada yeniden yaratmıştık. Biz Dünya yiyicileriyiz. Yağmalamakta üstümüze yok. Babam burayı görse yerle bir ederdi.”

WELCOME TO THE MOON

Yıldızlara Doğru (Ad Astra) filminde kahramanımız, Ay’da bulunan “En Büyük Dünya Dışı Tesis”e girerken bunları düşünüyor. Bana göre filmdeki en can alıcı sahne ve replik… Acı gerçek şu ki; akıl ve yetenek adına hayallerini gerçekleştirmek için yola çıkan herkes sadece para ve güç için yeni oyun alanları yaratıyorlar. Gelecek yıldızlarda olabilir, ancak insanoğlu değişmedikçe geçmişimizden farklı olmayacak.

Hikâye, bir bilim kurgu filmi gibi başlıyor. Astronot Roy McBride(Brad Pitt)’ in, uzayda araştırma yaparken kaybolan babasını aramak aynı zamanda Dünya’yı tehdit eden bir durumdan kurtarmak için, Güneş Sistemi’nin dışına çıktığı bir yolculuk anlatılıyor. Ancak bilim kurgu olmasına rağmen, bu bilinmez yolculukta yaşanan macera ve bilimsel temalar, kahramanımızın ruh hali, duygu ve düşünceleri, babası ve eşiyle ilişkisini sorguladığı sahneler yanında dekor olarak kalmış. Bu o kadar abartılmış ki, Brad Pitt ’in yüzündeki tüm çizgilerini ezberliyorsunuz. Sürekli nabız ölçen ve psikolojik testlerden geçen astronotumuz hangi ruh halinde olursa olsun sabit nabız ve kan basıncında kalmayı başarıyor. Tabi bunların tamamı  “insan” kimliğine yapılan eleştirel bir yaklaşım…  

İnsanoğlu her zaman evrendeki başka dünyalara dair merak ve keşif duygusu ile doludur. Kuşkusuz bu duygu, bilim kurgu filmlerinin dayanak noktasıdır. Ancak, diğer gezegenlere yapılan yolculuk çocukluk yıllarımızda bir umut olsa da, şimdilerde bu konuya farklı yaklaşımlar sergileniyor. Bilim kurgu türlerinde son yıllarda insan doğasının yan etkileri üzerinde daha çok duruluyor. Özellikle 20. Yüzyıl boyunca yaşanan büyük dünya savaşları, nükleer saldırılar, Çernobil gibi küresel etkileri olan felaketlerin yanı sıra ekosistem ve iklim sorunları konusundaki yaratıcılığımız ve çözüme uzak duruşumuz, nereye gidersek gidelim bizleri takip edecek gibi görünüyor.

Filmin adının esin kaynağı, “Aspera ad astra”, ” zorluklarla yıldızlara doğru” anlamına gelen popüler bir Latince deyim. Yıldızlara gitmek, yeryüzünde ben dahil bir çok insanın hayali. Burada belirtmeliyim ki; çocukluğumda büyüyünce ne olacaksın sorusuna uzun yıllar boyunca “astronot olup uzaya gideceğim “ diye cevap verirdim. Ancak bu romantik ve heyecan verici hayalin bir de öbür yüzü var: Oldukça basit şeyleri bile hayati riskler taşımadan yapamamak ve dünyadan, evden, ailen ve sevdiklerinden uzakta derin bir karanlığa girip her şeyden soyutlanmak.

YILDIZLARA DOĞRU

İşte bu derin karanlıkla birlikte, “Cixin Liu’nun Üç Cisim Problemi ve Karanlık Orman Teorisi ”ne değinmeden geçemeyeceğim. Kitapları ayrı bir yazı konusu olacak ama şu kadarını söyleyebilirim: Liu der ki; geceleyin bir ormanı düşünün. Son derece sessizdir. Hiç bir şey hareket etmez, hiç bir şey kımıldamaz. Bu sessizlik, kişiyi ormanda yaşam olmadığı düşüncesine itebilir ancak hepimizin bildiği gibi durum böyle değildir. Bu karanlık orman yaşamla dolu olsa da sessizdir çünkü geceleri hayatta kalmak için avlanan hayvanlar sessiz olurlar.

Buna “Fermi Paradoksu” ve “ Büyük Sessizlik” de deniyor.

Şimdilik yazımı, ünlü fizikçi Stephen Hawking’in, “insanlarla uzaylıların temas etme olasılığı hakkındaki yorumu ile bitiriyorum:

“Bunun bir felaket olacağı düşüncesindeyim. Muhtemelen dünya dışı varlıklar bizden çok ileride olacaklardır. Gezegenimizde, gelişmiş ırkların daha az gelişmiş olanlarla buluşmalarının tarihi çok iç açıcı değil. Üstelik bunlar aynı türdüler. Bence dikkat çekmememiz gerek.”

Yeni yazılarda görüşmek üzere…

Şimdilik bu kadar diyelim ve meraklılarına iyi seyirler dileyelim…

İlknur Akpınar Yücedağ

FİLMİN KÜNYESİ:

Yönetmen: James Gray

Yazar: James Gray, Ethan Gross

Tür: Bilimkurgu, Macera, Dram, Gerilim

Oyuncular: Brad Pitt, Tommy Lee Jones, Ruth Negga

Süre: 122 dakika

Vizyon Tarihi: 2019