MONTE CRISTO KONTU- Dostlarım bana Edmond Dantes derler!

Size sorunu çözmeniz için yardım ettiğim ve söylediklerimi söylediğim için üzgünüm” dedi.
“Ama neden?” diye sordu Dantes.
“Çünkü yüreğinizi daha önce hiç tanımadığınız bir duyguyla, intikamla doldurdum.”

Alexandre Dumas /1.cilt sayfa 196

Sayfa sayısı az olmasına rağmen gözümüzde büyüyen hep yarım bıraktığımız bazı kitaplar vardır, Bazen yazarın dili bazen de kitabın konusu bir türlü dikkatimizi çekip kendine bağlayamaz. Bu kitapların aksine bazı şaheserler vardır, insanın eline bir kere alınca başını kaşımak için dahi elinden bırakmak istemediği… Upuzun sayfaları olmasına rağmen bir çırpıda biten ve bittiği zaman okuyucuyu bitmesinden ötürü üzen fakat okuyucuya yeni dünyalar açan şaheserler. İşte Monte Cristo Kontu özgün adıyla Le Comte De Monte-Cristo, Alexandre Dumas’ın az önce tarifini verdiğim tarzda bir şaheseri.

Alexandre Dumas kitabı 1844 yılında tamamlıyor, 1874 yılında Teodor Kasap tarafından Türkçe ’ye çevrilen kitap Türk okurunun tanıdığı ilk batılı roman örneği olmasıyla edebiyatımızda da önemli bir yere sahip.

Edmond İf Şatosundan kaçıyor.

Kitabı okuma isteğinizi kaçırmadan, kitabın içeriğine bir göz atarsak: Olaylar 19.yüzyılın ilk yarısında, İtalya ve Fransa’da yaşanıyor. Genç yaşta hem bir gemide kaptanlık konumuna gelmiş hem de güzeller güzeli ‘Mercedes’ ile evlenecek olan Edmond Dantes, kaptanı olduğu geminin hesap müdürü ve kaptan olmasından rahatsızlık duyan Danglars, Mercedes’te gözü olan Fernand ve olaylara pek istemeyerek dahil olan komşusu Caderousse üçlüsünün iş birliği ile bir iftiraya maruz kalır. Mercedes ile evleneceği gün tutuklanır. İftiraya göre Dantes o zamanki krala karşı Napolyon adına mektup taşımaktadır. Mektupla Dantes’in alakası olmadığını bilen savcı Villefort, mektupta adı geçen babasını ve kendi mevkisini korumak için Dantes’i suçlu bulur ve dönemin meşhur hapishanesi “İf Şatosuna” hapseder. Burada geçen yıllar içerisinde Dantes adeta yaşayan bir ölü haline gelir. Artık hem evleneceği kız Mercedes hem de çalıştığı geminin sahibi Morrel ondan ümidi kesmiştir. Dantes, hücresine yanlışlıkla yolu düşen, herkes tarafından deli olduğu düşünülen fakat aslında çok zeki biri olan rahip Farya tarafından tekrardan hayata döner. Farya, Dantes’in akıl hocası olur ve ona tüm bildiklerini öğretir. Hapisten bir şekilde kaçmayı başaran Dantes, Farya’dan öğrendiği bir hazine peşine düşer ve bu hazineyi Monte Cristo adasında bulur. Ve kitabımız tam manasıyla buradan sonra başlar. Dantes artık başka bir insandır, kendini Denizci Simbat, Rahip Bussoni ve Monte Cristo Kontu adlarıyla çevresindekilere tanıtır. İnce ince işlenmiş, her adımı düşünülmüş mükemmel planıyla ona ihanet edenlerden intikam almak için yemin etmiştir. Macerası onun kusursuz planı ile soluksuz devam eder.

Monte Kristo İtalyanca İsa Tepesi anlamına gelir.

Kitabın yapı taşı intikam almak düşüncesi. Bu düşünce hayatta çok tartışmaya açık.Kimine göre intikam çocukça ve gereksiz kimine göreyse hayatın kanunu. Bana göreyse en iyi intikam, yazarımız ve Fransız bir psikiyatr olan Jacques Lacan’ın dediği gibi: “En güzel intikam, ‘başarıdır. ‘ Seni sevmeyen herkesi üzer” düşüncesidir.

Kitabın 2002 yapımı bir de filmi vardır. Kitabı okuduktan sonra filmi çok büyük heyecanla izlemiştim. Kitabı okumamış olsaydım filmi daha çok beğenebilirdim çünkü film kitabın yanında çok zayıf kalmış. Bazı olaylar hem yanlış hem eksiksiz aktarılmış filme. O yüzden benim beklentimi karşılamayan bir filmdi. Kitap birçok dizi ve başka filme de ilham kaynağı olmuş. Belki de, her intikam duygusu temasında akla ilk gelen yapıt olmasından bana o çağrışımı yapıyor. Örneğin, Türk dizi tarihinin en önemlilerinden olan “Ezel” dizisi kitapla büyük benzerlik gösteriyor, Yeşilçam sahnesinde de Battal Gazi’nin İntikamı filminin hapisten kaçma sahnesinde gözümüzün önüne Dantes ve Farya geliyor ya da ABD-Alman yapımı “V for Vandetta” filmi Monte Cristo kontuna hem intikam teması hem de birkaç sahnesi ile göndermede bulunuyor.

Her insanı hayata bağlayan, içerisinde yanan bir tutkusu vardır, o tutku hayatımızın dümenini elinde tutar. Bazen intikam bazen aşk, aslında hiçbiri kötü şeyler değildir. Onları kötü kılan, insanların o duygular arkasına saklanıp yaptıkları kötülükleri onların altına süpürmesidir. Edmond Dantes’in tutkusu intikamdı, peki ya sizin tutkunuz?

Kitapta okurken altını çizdiğim çok fazla yer vardı bazılarını aşağıda sizlerle paylaşıyorum.

ALINTILAR:
“Bu dünyada ne mutluluk ne bahtsızlık vardır, sadece bir durum diğeriyle kıyaslanır, hepsi bu. Yaşamanın ne kadar güzel olduğunu görmek için ölmeyi arzu etmeyi bilmek gerekir.”
“Yüreğimin sevgili evlatları, yaşayın ve mutlu olun ve Tanrı’nın geleceği insanın gözlerinin önüne sermeye tenezzül ettiği güne kadar tüm insani bilgeliğin şu iki sözcükte ifade edileceğini asla unutmayın: BEKLEMEK VE UMUT ETMEK.”
“Düşünceler ölmez efendim, bazen uykuya dalarlar ama uyumadan öncekinden daha güçlü bir şekilde uyanırlar.”
“İnsan zekasının bazı gizli yönleri vardır. Bu gizli yönler, ancak büyük felaketlerde ortaya çıkar. Barutu ateşlemek için şiddetli bir basınca ihtiyaç vardır. Esaret, barutu tesirli kılan basınç gibidir, şuraya buraya dağılmış zeka kırıntılarını bir araya getirir.”
“İki tür göz vardır: Bedenin gözü ve ruhun gözü. Bedenin gözü kimi zaman unutabilir; ama ruhun gözü her zaman anımsar.”

“- Sana paha biçilmez bir teklifim var.
+ Özgürlüğüm mü?
– Hayır, özgürlüğün senden alınabilir. Ben sana bilgi vadediyorum.”

“Felsefe öğrenilmez; felsefe edinilen bilgilerin onları uygulayan dehada bir araya gelmesi, İsa’nın cennete yükselmek için ayağını bastığı parlak buluttur.

“Bence insan bu kadar kolayca mutlu olmak için yaratılmadı! Mutluluk, büyülü adalarda kapılarını ejderhaların beklediği saraylar gibidir. Onu elde etmek için savaşmak gerekir.”
“Her kötülüğün iki tedavisi vardır, zaman ve sessizlik.”
“Her meyvenin bir kurdu olduğu gibi, her insanın da yüreğinin derinliklerini kemiren bir tutku vardır”

Kitap Künyesi

Özgün Adı: Le Comte de Monte Cristo

Yazar: Alexandre Dumas

İlk Baskı: 1844

Yayınevi: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları

Sayfa sayısı: 1525

Film Künyesi

Yönetmen: Kevin Reynolds

Yapım Yılı: 2002

Süre: 131 dk.