HER GÜNE BİR NIETZSCHE – Bizi Öldürmeyen Güçlendirir!

“Yaşamak, acı çekmektir. Hayatta kalmak ise, bu acıda bir anlam bulmaktır.

Yaşamak için bir nedeni olan herkes, her sıkıntının üstesinden gelebilir.

Bizi öldürmeyen, güçlendirir.”

Friedrich Wilhelm Nietzsche

Güzel bir yaz sabahında uyanıyorsunuz. Sarı sıcak bir güneşin doğuşunu, aroması tam istediğiniz gibi olan kahvenizi yudumlarken karşılıyorsunuz. Önünüzde yemyeşil ve bereketli toprakların olduğu bir vadi ve ucunda mavi denizi görüyorsunuz. Gökyüzü pırıl pırıl ve çevrenizdeki her canlı ışıl ışıl. Mutfağınızda damağınıza uygun lezzetler… Sevdiklerinizle paylaşarak tadına varıyorsunuz. Çevrenizde göz alabildiğine canlı dostluklarınız… Ve tüm çemberinizde iyilikler, güzellikler, sevgi, saygı, güven var. Kendi konfor alanınızda her şey yolunda ve siz de her şeyin mükemmel olduğunu düşünüyorsunuz.

Böyle bir durumda hayatını ve çevresindeki olayları sorgulayan kaç kişi tanıyorsunuz?

Tam da verdiğiniz bu cevap yüzünden, tarih boyunca filozof, sanatçı, kâşif ve bilim insanlarının neredeyse tamamı “huzurlu” bir hayata sahip olamamıştır. Yaşamlarının akışında ortaya çıkan hastalık, şiddet, öfke, baskı, çöküş, savaş gibi süreçlere tanık olurken hem duygularının, hem de zekâlarının yarattığı farkla sürüden ayrı düşmüşlerdir. Onlar olanlara kayıtsız kalmayan farklı bakış açıları nedeniyle uyumsuz kabul edilmişlerdir. Bu hayatlarını daha da zorlaştırmış ve birçoğu Camus’un ifadesiyle “Mutlu Ölüm” sıfatına ulaşamamıştır.

Friedrich Wilhelm Nietzsche de filoloji okumasına rağmen her zaman felsefeye ilgi duymuş ve tüm hayatını düşünüp sorgulayarak geçirmiştir. Din, ahlak, felsefe, bilim ve modern kültür konuları üzerine yoğunlaşmış, bu alanlarda metafor, aforizma, ironilerle dolu eleştirel yazılar yazmış. Güç istenci, Tanrının ölümü, Üstinsan ve Bengi Döngüsü gibi kavramlara kilitlenmiştir. Bloğa daha sonra yazacağım “Böyle Buyurdu Zerdüşt “isimli eseriyle hafızalara kazınmış olan dâhinin hayat hikâyesi de kendisi gibi etkileyicidir. Araştırdığınızda göreceksiniz, konfordan uzak, bir o kadar da sorunlu bir yaşamın izleri tüm düşüncelerine yansımış ama aynı zamanda zekasını keskinleştirmiştir.

Kafkanın çekici karamsarlığının yanında, Nietzsche daha pozitif ve direnişçi biridir.

Sayısız filozofu, edebiyatçıyı hatta siyasetçiyi etkileyen Nietzsche, dünyaya erken geldiğini savunmuş, insanların onu iki yüz yıl sonra anlayacağını söylemiş, geleceğin yazarı olduğunu öne sürmüş. Kendisinden sonra gelen, aralarında Sigmund Freud, Alfred Adler, Carl Gustav Jung, Albert Camus, Michel Foucault gibi edebiyat, psikoloji ve felsefe dünyasının pek çok büyük ismi, onun ışığı altında yol almışlar. Onu yücelten hayranlarının yanı sıra,  faşizmin ve Nazilerin tohumlarını ektiğini düşünenler de var.66 yıllık hayatına sığdırabildiği meraklı soruları ve teorileriyle insan zihninin peşinden sürüklendiği yüzlerce tohum ekmiş. Günümüzde izlediğiniz ve okuduğunuz birçok fikrin kaynağı onun fikirleri. Albert Camus der ki: “Bir sanat yapıtının yaratıldığı dönemde kusur sayılabilecek kimi özellikleri, daha sonra erdeme dönüşebiliyor.”

Duruma göre “bilgi” bir lanet olabiliyor ve zeki canlılar arasında bile “anomali” haline dönüşebiliyor.

“Her güne bir Nietzsche” kitabında, Nietzsche’nin çağdaşlarına “anomali” olarak görünen 99 cümlesi, Allan Percy tarafından derlenerek, güncel hikayelerle, bir kişisel gelişim haritasına dönüştürülmüş. İki zaman aralığında kolayca okunabilecek, zihninize “tavuk suyunda çorba” kıvamında iyi gelecek bir kitap.

Alıntılar kısmına gelince birkaç tane ekliyorum ancak bütün kitabı buraya yazma şansım yok. Zira her biri birbirinden güzel 99 cümle ve hikâye var. Eğer günlerden bir gün bu yazıyı okuyup kitabı da bitirirseniz, beğendiğiniz cümleleri buralara bir yere bir not düşersiniz. Bu da okuyucu olarak sizin sorumluluğunuz olsun.

Sevgiler

ALINTILAR:

 “Yaşamak için tek bir “neden”i olan kişi, her türlü “nasıl”a göğüs gerebilir.”

“Ölümsüz olmanın da bir bedeli vardır, insan yaşarken defalarca ölmek zorunda kalabilir.”

“Cennet bir ruh halidir, dünyada veya öldükten sonra bulabileceğimiz bir şey değildir.”

“Bazı bireyleri diğerlerinden ayrıcalıklı yapan yeni bir şey görmeleri değildir, tüm dünya tarafından defalarca görülmüş eski ve tanıdık şeylerde yeni bir yan görmeleridir.”

“İnsanları şerefli yapan nereden geldikleri değil, nereye gittikleridir.”

KİTAP KÜNYESİ:

Kitap Adı: HER GÜNE BİR NIETZSCHE

Özgün Adı: Nietzsche Para Estresados

Yazar: Allan Percy

Yayınevi: Pena

Yayın Tarihi: 2017

“Cennet bir ruh halidir, dünyada veya öldükten sonra bulabileceğimiz bir şey değildir.” Nietzsche

Her doğum günümde, Nietzsche’nin deyimiyle “acılarda bulduğumuz anlamlara ve önümüzdeki nedenlere” selam olsun derim ve mutlaka bir not düşerim:

Tarihe Not! 28062020 / Biz Var Mıydık?

Kocaman evrenimizde olan küçücük dünyamızda, insanlık tarihi boyunca doğan çocuklar kendilerine anlatılanlara ve özellikle masallara üç farklı yaklaşım sergilediler.

Bir grup çocuk bu masalları dinlemekle yetindi. Anlatıldığı gibi kabul etti ve büyüdüğü zaman kendi çocuklarına ayni şekilde anlatmaya devam etti.

Bir grup çocuk dinlerken bu masallardaki dünyayı, kahramanları, olayları ve sonuçlarını, hatta sonuçlarından sonrasını merak etti, düşündü, yorumladı. Büyüdüğünde kendi bakış acısıyla hikâyeyi baştan yazdı. Çocuklarına farklı bir masal anlattı.

Bir grup çocuk ise masalları dinledi, merak etti, düşündü ve anlatılanlarla yetinmedi. Kendi kahramanlarını ve olaylarını belirlediği, kendi masalını yazdı. Çocuklarına yepyeni bir dünyanın kapısını açtı.

***

Eğer çocuğunuz, yeğeniniz, torununuz varsa ya da çocuklarla ve gençlerle ilgili bir mesleğiniz varsa, anlattıklarınızla birlikte davranışlarınıza da çok dikkat edin.

Bir bilgisayar kaydı yapar gibi almaya, görmeye, duymaya hazır olan bu sıfır kilometre zihinler artık her şeyi çok hızlı fark ediyor ve öğreniyorlar. Kavgalarınızı, yalanlarınızı, aldatmalarınızı, isyanlarınızı sizden daha önce görüyorlar. Yanlarında kavga ettiğinizde, dedikodu yaptığınızda, onlara ‘yapın’ dediklerinizi siz yapmadığınızda, söylem ile eyleminiz farklılaştığında, kayıtlara geçirdikleri her bilgiyi modelliyorlar.

Onlara sürekli çalışan ya da ev işleri yapan, kadınlar arasında fiskos günleri planlayan, kozmetik ve güzellik dünyasından çıkmayan annelerden daha fazlasını verin… Sadece işini düşünen, barlarda, maçlarda ya da kıraathanelerde sürekli oturup bir şeylere tezahürat yapan ya da öfkelenen babalardan daha fazlasını verin… Toplum yüreği kadınla, akılı erkekle bütünlese de siz; akıllı anneler, yürekli babalar olun…

Öğrenmeyi, bilgeliğe ulaşmayı yaşam amacı olarak görsünler. Bunu yaparken etrafındaki güzelliklerin, aşkın, sevginin de farkına varsınlar…

Okumayı, yazmayı öğrenirken hayata anlam katan sanatı ihmal etmesinler… Resim çizmeyi, müzik notalarını bilsinler… Parmaklarındaki ve zihnindeki yeteneğin nereye aktığını fark etsinler…

Bedenlerini tanısınlar, bedenleriyle barışık olsunlar. Sporun zindeliğinden faydalanmak için centilmence spor yapsınlar. Hayatın ritminde ayaklara basmadan dans etmeyi bilsinler…

Bir kâğıt parçasına anlam yükleyerek yarışırcasına çalışmasınlar…

İnsanlığın para ve diplomadan daha önemli olduğunu bilsinler…

Yeterlilik kelimesinin sadece alınan notlar, diplomalar, sertifikalarla ilgili olmadığını bilsinler…

Evrenin içinde ne kadar küçük olduklarını buna rağmen evrensel etkileşimdeki rollerinin ne kadar büyük olduğunu bilsinler…

Sadece dış dünyanın değil, iç dünyalarının da farkına varsınlar…

Onların yanında olmak sadece maddi anlamda destek vermek değildir. Onları “ruh yetimi” olarak büyütmeyin. Özellikle hayal güçlerini ve iç dünyalarını besleyin. Eğer onların ruhlarını bakımsız bir tarla gibi kendi haline bırakırsanız, zararlı bitkiler ve yaban otlarıyla dolacaktır.

Çocuklarımızın sahibi değiliz, hayat yolculuğunda onlara rehberlik edenleriz. Onlar sizden bir parça ama sizin parçanız değiller…

Unutmayın, ne ekerseniz onu biçerseniz, ne pişirirseniz onu yersiniz.

Hayatımın kritik eşiklerinden biriydi 51. doğum günüm. Hep şöyle söylenir ya ölümün eşiğinde “hayatım gözümün önünden film şeridi gibi geçti.” işte öyle bir dönemdi. Elimden kayanlara değil, elimde kalanlara odaklandığım bu dönemde daha çok düşündüm.

Derler ki; “hiçbir ağaç kökleri cehenneme ulaşmadan cennete kadar uzanamaz.”Cehennemi yaşarken cenneti düşündüm. Oturup bu videoyu hazırlarken hayatımın hazineleri eşim ve ikizlerim geldi aklıma… Etrafıma bakındım. “Booksiay” yeni doğmuştu. Sherleock da hayatımıza yeni girmişti. Artık bir”kedimiz” bile vardı. Başucum kitap dolu, evin her köşesinde bir kitap yığını vardı. Sonra Zuzu’nun sorusu aklıma geldi: “Hayat senin için ne ifade ediyor?” işte buydu hayatım ve ben onlarla cennetimdeydim.  Nietzsche’nin dediği gibi “ Cennet gideceğim bir yer değil, içinde bulunduğum ruh haliydi.”

Böylece yine aynı notu düştüm doğum günüme:

“Doğumdan sonrasıyla ölümden öncesinin “anılar ülkesinde” geçtiği mucizelerimizle dolu gerçek bir masal yazdım size… Şarkıda dinlediğimiz gibi: “Soldan sağa dört harf ölüm ve yazılmamış beş harf hayat.”  Bu karşıt ikizlerin arasında gidip gelirken insan kalabilmek için en büyük “MUCİZE”ye tutunduk, hep ifade edilen ama yalnız bırakılan “SEVGİ”ye… Koşulsuz olarak… Tek bir yolculuk var KENDİNE dönen ve tüm SEVGİNDİR o yolda sana eşlik eden…”

Eskiden amin dediğim dualar vardı. Ama, artık kendi dualarımı ve dileklerimi kullanıyorum. Evrenin sonsuzluğunda bir mum ışığıyım, dibim karanlık olsa bile umarım odamı aydınlatabilirim.

“Inter Mundos ’un davetiyelerinin” kapımı tıklatmaya başladığı bu günleri yaşarken, doğum günümde bir dilek tutsam derim ki:

“ Her şey sevgiyle, güvenle, saygıyla, sağlıkla, iyilikle, güzellikle büyüsün.”