SİMYACI - Paulo Coelho

Simyacı’nın Gizli Kimyası: Bir Fenomenin Ötesindeki Kişisel Efsane

Konfor alanının sunduğu o steril güvenlik ile hayallerin vaat ettiği fırtınalı belirsizlik arasındaki o ince çizgide mi duruyorsunuz? Modern edebiyatın en büyük bilmecelerinden biri olan Simyacı, tam da bu eşikte fısıldar: “Maktub.” Paulo Coelho’nun o meşhur ifadesiyle, “Bir şeyi gerçekten istediğinde, bütün evren onun gerçekleşmesi için işbirliği yapar.” Lakin bu cümle, sadece mistik bir teselli mi, yoksa küresel bir başarı mimarisinin temel taşı mıdır?

“Bir şeyi gerçekten istersen, demişti yaşlı adam ona, “Onu gerçekleştirmen için bütün evren işbirliği yapar”

Dostlar tiyatrosunda 1996 yılında Genco Erkal’ın sesinden, girişteki cümleyi duyduğum zaman vurulmuştum “Simyacı ”ya… Henüz yirmili yaşlarımın ortasında olduğum için hayattan büyük beklentilerim ve isteklerim vardı. Tüm bunların arasına düşen bu cümle, sihirli bir değnek gibiydi:

“Gerçekten istemek gerçekleştirmenin tek kuralı”

Sanki “Lambadaki Cin” çıkmış ve size sınırsız dilek hakkı veriyor gibi…

Bu muhteşem oyunun hemen ardından kitabı, Akmerkez’de alt kattaki eski Remzi Kitabevi’nden aldığımda, ilk baskısının üzerinden iki yıl geçmesine rağmen 46.baskısı raflardaydı. Hiç unutmuyorum bir solukta okumuş ve daha çok etkilenmiştim. Kitabın girişine bıraktığım notu bugünkü gibi hatırlıyorum ve hala kapakta yazılı:

“Tüm evrene sevgiler, gideceğim yeri biliyorum… Güzel.”  

Yirmi iki yıl sonra notumu görüp tekrar okuduğumda benim açımdan etkisinden hiçbir şey kaybetmemiş olduğunu görmek de güzel.  

166 sayfalık yaşam manifestosu olan Simyacı, benim çağdaşlarımın çoğuna yol göstericiliği yaptı.

Kızım Ece ve yeğenim Simay da aynı kitabı bu yaz okudular. Onların yorumlarını dinlediğimde, kitap yeni nesilde de aynı misyonunu devam ettiriyor gibi görünüyor.

Yaşayan bir yazarın en çok dile çevrilen kitabı olduğu için Guinness Dünya Rekorları kitabına giren Coelho’nun “Simyacı” kitabı, tarihin en çok satan kitaplarından biri oldu ve 81 dile çevrildi. Paulo Coelho’nun bu kitabını okuduktan sonra müdavimi olmayan yoktur. Benim kitaplığımda da sonraları yazılarıma ekleyeceğim Elif, Piedra Irmağının Kenarında Oturdum Ağladım gibi diğer kitapları da yerini buldu. Son kitabı olan “On Bir Dakika” tüm kitaplarından başka bir çizgide olsa da onun da 42. Baskısı kütüphane rafımıza girdi. Hepsinin yorumlarını yakında bloğumuzda yayınlayacağım.

Simyacı

Edebiyatın tüm etkileyici “dönüşüm” hikayeleri iki şekilde başlar: “Ya bir insan bir yolculuğa çıkar, ya da şehre bir yabancı gelir.” 

Kitap, Endülüslü sıradan bir çoban olan Santiago’nun İspanya’dan, Mısır Piramitlerinin eteklerindeki hazinesini aramaya gidişi ve başına gelen olaylar üzerine, biraz masalsı bolca felsefi bir öykü olarak kurgulanmış. Mükemmel bir dairede ilerliyormuşsunuz gibi çizilen yolculuk süreci ve eve dönüş, maceraların yanında aşkın anlatımının en saf hali ve tüm zamanlara hitap eden sade dili ile sizi çok etkileyeceğine eminim.

Kitabın bendeki etkisi ilk romanımda da yerini buldu :

Paulo Coelho, Simyacı’da yazmıştı, mutluluk adını verdiğimiz, her yerde arayıp durduğumuz “hazine sandığımız” aslında hemen yanı başımızdaydı. “Ve bütün dünyayı kucaklayamayacak kadar küçük olduğum için, sahip olduğum az bir şeyi her zaman korumaya çalışacağım” demişti Santiago “sözcüklerin ötesinde bir dil” ile…

Gerçek Mucizelerin Masalı Godael – Syf 308

İstatistiklerin Estetiği: 320 Milyon Ruhun Ortak Paydası

Simyacı, yayımlandığı günden bu yana bir romandan ziyade küresel bir kültürel ikona dönüştü. Ne var ki bu “yeni” anlatının kökleri, aslında Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî’nin Mesnevi’sindeki Bağdatlı adam kıssasına ve Jorge Luis Borges’in “İki Düşgörenin Öyküsü”ne uzanan kadim bir damardan beslenir. Coelho, bu “Gizli Kimya”yı antik bir bilgeliği modern insanın ruhsal açlığına tercüme ederek kurguladı. Bu metin, rakamların soğuk gerçekliğinden oryantalizmin gri alanlarına uzanan edebi bir keşif yolculuğudur.

Paulo Coelho’nun başarısı, bir yazarın kendi “Kişisel Efsanesini” ticari bir zirveye nasıl dönüştürdüğünün en somut kanıtıdır. Bugün dünya genelinde 320 milyondan fazla kitap satışı gerçekleştiren Coelho, tarihin en çok satan 22. yazarı konumunda duruyor. Bu başarının edebi basitliği, onu J.K. Rowling, James Patterson ve Candy Spelling’in ardından dünyanın en zengin 4. yazarı koltuğuna oturtmuştur.

Bu muazzam erişimin stratejik portresi şu verilerle derinleşir:

  • Simyacı, yaşayan bir yazar tarafından en çok dile çevrilen kitap (80’den fazla dil) olarak Guinness Rekorlar Kitabı’na mühürlenmiştir.
  • New York Times bestseller listelerinde 400 haftadan fazla kalarak kırılması güç bir direnç göstermiştir.
  • ilk baskısı sadece 900 adet yapılmış ve yayıncısı tarafından “başarısız” ilan edilmiş bir eserin, bugün 150 milyonluk bir satış devine dönüşmesi, “basitliğin” aslında en zor ulaşılan güç olduğunun ilanıdır.

Kişisel Efsane ve Aktif Kader: Tercihlerin Geometrisi

Santiago’nun Endülüs’ün yeşil otlaklarından Mısır’ın kum tepelerine uzanan serüveni, kaderin edilgen bir bekleyiş değil, işaretleri takip eden aktif bir irade beyanı olduğunu savunur. Coelho evreninde kader, önceden yazılmış bir senaryodan ziyade, her adımda yeniden inşa edilen bir mimaridir.

“Maktub” kavramı burada devreye girer. Ancak bu “yazılmışlık”, bireyin seçimlerini iptal etmez; aksine, kişi kendi “Kişisel Efsanesini” yaşamaya cesaret ettiğinde evrensel dilin onun lehine işleyişini temsil eder. Santiago, sürüsünü satıp Afrika’nın bilinmezliğine adım attığında, güvenli olanı değil, ruhunun çağrısını seçer. Bu, okuyucunun kendi hayatındaki karar alma süreçleri için felsefi bir pusuladır: Kader oradadır, fakat ona ulaşmak için çölü geçecek bir özneye ihtiyaç duyar.

Gerçek Simya: Elementlerin Dili ve Dönüşümün Sırrı

Romanın ismini taşıyan “Simya”, metalurjik bir işlemden ziyade ruhsal bir simyadır. Santiago’nun çölde rüzgârla, güneşle ve “Her Şeyi Yazan El” ile konuştuğu o epik sahne, sadece bir metafor değildir; elementlerle kurulan evrensel bir iletişimin dışavurumudur.

Gerçek simyacı, kendi korkularını ve kuşkularını eriterek inanca dönüştürebilen kişidir. Santiago’nun yolculuğunda ona rehberlik eden Urim ve Tummim taşları, bu sürecin sembolik araçlarıdır. Kitabın en sarsıcı öğretisi kalbe dairdir:

“Kalbini dinle, çünkü o her şeyi bilir; zira o, Dünya’nın Ruhu’ndan gelmiştir.”

Santiago, Piramitler’e vardığında fiziksel bir hazine bulamaz; aksine hırpalanır ve soyulur. Lakin tam o noktada, hazinenin aslında yola çıktığı yerdeki o harap kilisenin, incir ağacının altında olduğunu öğrenir. Bu büyük paradoks, simyanın asıl gayesini açıklar: Arayışın amacı “bulmak” değil, aranan şeye layık bir “insan” haline gelmektir. Maddi altın, sadece ruhsal uyanışın bir yan ürünüdür.

Çölde Kalan İzler ve Senin Hazinen

Simyacı, başladığı noktada biten ama kahramanı tanınmayacak kadar değiştiren o kusursuz çemberi tamamlar. Santiago artık sadece bir çoban değildir; o, rüzgârın dilini konuşan, evrenin kalbini dinleyen bir bilgedir. Paulo Coelho, bize uzaklardaki hazinelerin hayalini kurdururken, aslında her sabah bastığımız toprağın altındaki cevhere dikkatimizi çeker.

Şimdi kendinize şu soruyu sorma vaktidir:

Hazineye ulaşmak için koca bir çölü geçecek kadar cesur musunuz, yoksa o hazinenin zaten başladığınız yerde olduğuna inanacak kadar kendinizi tanıyor musunuz?

Belki de asıl simya, her iki ihtimalde de o ilk adımı atabilmektir!

ALINTILAR

“Göl bir süre sessiz kalmış, sonra şöyle konuşmuş:

  • Narkissos için ağlıyorum, ama onu yakışıklı olduğunu hiç fark etmemiştim
    ben. Narkissos için ağlıyorum, çünkü sularıma eğildiği zaman, gözlerinin
    derinliklerinde kendi güzelliğimin yansımasını görebiliyordum.
  • İşte çok güzel bir hikâye, dedi Simyacı”

“Kim ve ne olursa olsun, dedi, yeryüzünde her insan, her zaman, dünya tarihinde başrolü oynar. Ve doğal olarak o bilmez bunu”

“Hayatında ve yolu üzerinde bir yığın işaretler vardı”

“Çoktandır bilmekte olduğun bir şeyi sana hatırlamaktan başka bir şey yapmadım.”

“Hayallerinden asla vazgeçme, demişti yaşlı kral. Simgelere dikkatli ol”

“Düşümü gerçekleştirmekten korkuyorum, çünkü o zaman yaşamak için bir sebebim olmayacak”

“ Talih bizden yanayken, bundan yararlanmalıyız; talihin bize yardımcı olması için biz de ona yardımcı olacak şekilde davranmalıyız, gereken ne varsa yapmalıyız. Buna Lütuf Kuralı derler ya da acemi talihi.”

“Her şey bir tek ve aynı şeydir.”

“Sözcüklerin ötesinde bir “dil” var diye düşündü”

“Ve bütün dünyayı kucaklayamayacak kadar küçük biri olduğum için, sahip olduğum az bir şeyi her zaman korumaya çalışacağım”

“Evren’in Ruhu ’nu bizler besliyoruz ve üzerinde yaşadığımız dünya, bizim daha iyi ya da daha kötü olmamıza göre, iyi ya da kötü olacaktır. Aşk’ın gücü işte burada işe karışır, çünkü sevdiğimiz zaman, olduğumuzdan daha iyi olmak isteriz her zaman.”

“Bir düşün gerçekleşmesini bir tek şey olanaksız kılar: Başarısızlığa uğrama korkusu”

“Evrende her şey evrim geçirir”

“Her şeyi temel kural yönlendiriyor, dedi. Buna simyada Evrenin Ruhu adı verilir. Bütün kalbimizle bir şey istediğimiz zaman, Evrenin Ruhuna daha yakın oluruz. Olumlu bir güçtür.”

“Araştırma her zaman acemi talihi ile başlar. Ve her zaman Fatihin Sınavı ile sona erer.”

“Evrenin Ruhu bir düşü gerçekleştirmeden önce yol boyunca öğrenilen her şeye değer biçer. “

“Bize karşı kötü duygular beslediği için böyle davranmamaktadır: Düşümüzü gerçekleştirmemizin yanı sıra, ona doğru ilerlerken aldığımız dersleri de iyice öğrenmemizi istemektedir.”

“Bir tek öğrenme yöntemi vardır, diye yanıtladı Simyacı. Eylem Yöntemi”

“ İnsanlar gitmekten çok geri dönüşü hayal ediyorlar”

“En karanlık an, şafak sökmeden önceki andır”

“Kötülük insanın ağzından giren şeyde değildir. Kötülük oradan çıkandadır.”

“Cesaret, Evren’in Dili’ni arayan bir kimse için en büyük erdemdir.”

“İnsan sevince nesneler daha çok anlam kazanıyor.”

“Çünkü insanlar resimlerin ve sözcüklerin büyüsüne kapılıp Sonunda Evrenin Dili’ni unuturlar.”

“Çünkü ben ne geçmişte, ne de gelecekte yaşıyorum. Benim yalnızca şimdim var ve beni sadece o ilgilendirir. Her zaman şimdide yaşamayı başarabilirsen, mutlu bir insan olursun.”

“ O zaman hayat bir bayram, bir şenlik olacak, çünkü hayat yaşamakta olduğumuz andan ibarettir ve sadece budur.”

“ Hazinen neredeyse yüreğin de orada olacak” demişti Simyacı.”

“Bir kumula tırmanırken işte tam o anda, yüreği kulağına fısıldadı: “ Ağlayacağın yere iyi dikkat et; çünkü ben oradayım ve hazinen de oradadır”

“Çünkü Evrenin Dili’ni bilmesine ve kurşunu altına çevirmesine rağmen çölde yaşıyordu Simyacı. Bilim ve sanatı kimseye kanıtlamak zorunda değildi. Kişisel Menkıbesi ’ne doğru yol alırken, bilmesi gereken her şeyi öğrenmiş yaşaması hayal ettiği her şeyi yaşamıştı.”

“Gerçekte kendi kişisel menkıbesini yaşayan kimseye karşı hayat cömerttir”

KİTAP KÜNYESİ

Kitap: SİMYACI

Orjinal isim: O Alquimista

Yazar: Paulo Coelho

Çeviri: Özdemir İnce

İlk Baskı: 1996

Okunan baskı: 46. Baskı 1998

Sayfa Sayısı: 166

Yayınevi: CAN

9 Responses

Bir Cevap Yazın

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.