AZ Hakan Günday

AZ

AZ- Hakan Günday

“Az dediğin küçük bir kelime.

Sadece A ve Z. Sadece iki harf.

Ama aralarında koca bir alfabe var.”

Hakan Günday adını ilk kez, Haluk Bilginer’in, “Şahsiyet” dizisindeki rolüyle En İyi Erkek Oyuncu dalında Emmy ödününü kazandığı zaman yaptığı konuşmasında işitmiştim. Şahsiyet dizisi Türk Sinema ve dizi tarihinde özel bir yere oturmuştur ve dikkatli izleyicilerin hafızasında özel bir yeri vardır.

Storytel üyeliğim başladıktan sonra, ilk işim kütüphanemde bulunmayan ve merak ettiğim kitapların peşine düşmek oldu. Hakan Günday kitapları da bu grubun içindeydi. Uygulamada yüklü yedi kitabından ilk dikkatimi çeken “Az” oldu ve hemen başladım. Bitirdiğimde ise boğazlarım düğümlenmiş şekilde ağlıyordum.

DERD-AAAAAAAA

Biri kız, biri erkek 11 yaşında, aynı adı taşıyan iki “DERT”li çocuk. Derda ’ların attıkları çığlıklara “AAAAA ”lar yetmiyor. Birisi A’dan yola çıkıyor, öbürü Z’den ve “Az ”da buluşuyorlar. Birbirlerine yürürken tükettikleri her harf hayatın içindeki acının, yokluğun, öfkenin, şiddetin bir türü. Çocuk gelinlerden kadın cinayetlerine, uluslararası suç örgütlerinden yozlaşmış devlet kurumlarına kadar ne ararsanız var ama en şiddetlisinden en sarsıcısından. Masumiyet ve yozlaşmışlık iç içe. Ters köşelerden vuran aforizmalarıyla ve duygusal anlatımıyla, sizi gerçeklerle acıtarak yüzleştiriyor. Romanın ikinci yarısından itibaren “Oğuz Atay” da hikâyeye dâhil olunca daha da etkileyici bir hal alıyor. Gerçekle kurgu arasında gidip geliyorsunuz. Öfkeleniyor, kızıyor, üzülüyor ama bir türlü bırakamıyorsunuz. İçiniz acıyor ama merakla hikâyeye tanıklık etmeye devam ediyorsunuz. Bitirmeden bırakamayacaksınız ve hikâyenin sonu şaşırtıcı gelecek.

Hakan Günday , kurgusunda “Oğuz Atay” isminin akrostişini, anarşi logosuyla eşleştiriyor. Oğuz Atay’ın eserlerinin teması ve üslubu yeraltı edebiyatının öncü temsilcilerindir. Romandaki  Oğuz Atay ve “Tutunamayanlar” hayranlığını fazlasıyla belli eden bölümü okuduğunuzda, Hakan Günday’ın Atay’ın bayrağını teslim aldığını söyleyebiliriz.

Kahramanlardan çok etkilenen Can Bonomo onların adına bir şarkı bile yapmış.

YERALTI EDEBİYATI

Sert dili, gerçeğe yakın kurgusuyla toplumsal ve bireysel aykırılıkları özgürce ifade eden edebiyatın barbaryan ve sivri dilli gotik türü. Yeraltı edebiyatı türü, sıradışılığın, bağımlılığın, küfrün ve şiddetin dışa özgürce dışavurumudur. Cesaret ve iyiliği temel alan eserlerin karşısında karşıtları olan korku ve kötülükler üzerine sorgulama yapar. Hayatın gölgelerini ve karanlık tarafını irdeler. Anarşiyi ve kötülüğü sorgular. Marquis de Sade, Charles Bukowski, Chuck Palahniuk eserleri de örnek olarak gösterilebilir. Yeraltı edebiyatı, hayran kitlesinin artmasıyla birlikte, yaygın olarak bilinen adıyla “Underground” kültürünü de yaratmıştır.

Az romanı bittiğinde size “Az” gelecek.

Gerçekler acıttığında ya yazın ya da okuyun, acınızı hafifletecek.

ALINTILAR

“İnsan doğar. On – on beş yıl sonra dünyanın nasıl bir tezgâh olduğunu ve doğumla ölüm arasına nasıl hapsedildiğini fark eder. Bu aslında bir histir, bilgi değil. Ve ilk tepkisini verir. Avazı çıktığı kadar bağırarak.”

“Maddenin hallerinden biri de olağanüstü olandır. Olağanüstü haldeki okulun ağırlık merkezi boşta kalmış çocuklar nerde toplanıyorsa oraya kayıyordu.”

“Allahın, imamın iki şahidin huzurunda evlenmişler dolayısıyla herkes gidince geriye bir tek Allah kalmıştı. Onun da kadına yararı ancak hayatının sonunda olacaktı. Çünkü tek duası şuydu: Allah canımı alsa da kurtulsam.”

“izlemekten delirene kadar izleyecek, delirmekten ölene kadar da delirecekti. Köyün bütün kızları gibi Fehime de bir çift gözden ibaretti. Doğunca açılan ölünce kapanan bir çift göz.”

“Sahibe hayatı, köle de insanı simgeliyordu ve bütün insanlar hayat tarafından dövülür nadiren de ödüllendirilirdi. Bu kadar basit.”

“Bir de gerçek hayattaki şiddetin önünde ya da arkasında “lütfen, rica özür gibi kelimeler oluyordu. Dolayısıyla insanın hayatla olan çoğu acıya azı zevke dayalı ilişkisini kabullenip oyunu kuralına göre oynaması kesinlikle bir hastalık değildi.”

“Biri korkutmak için diğeri korktuğu için. Doğuyla batı arasında ne oluyorsa Derda ile Stanley’nin arasında da o oldu.”

”Büyümeyen bütün insanlar gibi kurduğu hayallerin içinde yürüyen Stanley’nin ayağı bir çukura girip de tabanı gerçeğe değince canı yanmaya başlamıştı.”

 “İnsanlığın ergenlik hali bütün aptallığına rağmen, hayatı boyunca özgür bir yaratığa en çok benzediği dönemdir.”

“Çünkü eğer bu dünyada bir yerlerde, insanlar çocukları bombalıyorsa, bunu bilmeye gerek yoktu. O dünya zaten yanmış çocuk eti kokardı. Eğer bir yerlerde, başka çocuklar açlıktan geberip gidiyorsa, bunu da bilmeye gerek yoktu. O dünyanın zaten açlıktan nefesi kokardı.”

“ Kim seçiyor acaba? “ dedi içinden “Hangi hayalin gerçek olacağını? O hayali kuran mı, yoksa o hayali kurduran mı? “

“En sevdiği yer olduğuna karar verdiği cam kenarında oturuyordu. Manzaradan değildi cam kenarını sevmesi. Yanında bir insan az olması demekti. Öğreniyordu… Ne kadar az, o kadar iyi!”

“Ben ölüyüm! Bunu anlayabiliyor musun? Ölü! Sadece daha gömülmedim, o kadar.”

 “Dünyanın en çabuk geçen, geçer geçmez de en hızlı yakalanılan hastalığına sahipti: Umut.”

“Çocuk dediğin ölümü öğrenince büyür”

“İnsan Altı yaşından itibaren ölümden para kazanmaya başlamışsa sonra ne yapardı.”

“Bu hayatta kimseye hiçbir şeyi tam olarak anlatamayacağını anlamıştı. Biri için ölüm kalım meselesi olan, diğerinin gözünde toz kadardı.”

“O günden sonra Derda hücre hücre öldü ve gün gün yaşlandı. Çünkü derdi korku değil, korkuyu beklemekti ve korkuyu beklemek korkudan beterdi.”

“İnsan sadece çağırabileceklerinin adını öğrenirdi ve kimse bir mezar taşını çağırmazdı.”

“Derda Oğuz Atay’ı anlayamamış ancak daha da ileriye gidip hissetmişti belki de oraya giden yol anlamamaktan geçiyordu. Anlamayı sağlayacak anahtarlara sahip olmamaktan.”

“Kim kalbinden vazgeçecek kadar kendini bir şeye adayabilir ki?”

“Onlar da, göğüslerinde bir et parçasıyla canlı canlı çürüyecekler. Ve buna da yaşamak demeye devam edecekler!”

“Kitaptaki son öykü olan Demiryolu Hikâyecileri Bir Rüyanın son cümlesi şuydu: Ben burdayım sevgili okuyucum, sen nerdesin acaba?”

“Belki de bu yüzden yok olup gitmekten korkmuyordu. Var olmaktan yeterince korktuğu için…”

“O da karşısındaki tek boşluğu seçti “A” harfi için. “O”nun içine çizdi. Sonra iki adım geri atıp eserine baktı. “O” harfinin içinde bir “A” harfi.”

“Herkesin öyle bir hikâyesi yok muydu? Başlayıp da bitiremediği. Çünkü kimsenin dinlemediği… İçine atmak, diye bir şey varken, anlatmaya ne gerek vardı?”

“Ölümü sırtlarında bir çanta gibi taşıyıp yorulduklarında önce onu açarlar.”

“Oğuz Atay çektiği baş ağrıları yüzünden hiç uyuyamıyormuş. Hatta “başım Ağrı Dağı “ dermiş.”

“Oğuz Atay niye öldü, biliyor musunuz?

Kahrından!

Peki, onu kim o hale getirdi? Kim üzdü?

Onun zamanında onu umursamamış olan herkes.

Bana inanmıyorsanız, gidin bütün kitaplarını okuyun !”

“Çünkü Oğuz Atay’ı da okudum. Seni de tanıdım…

Diyebilirsin ki bir insanı fotoğraflarından ve hakkındaki haberlerden ne kadar tanıyabilirsin? Haklısın belki de çok az… O zaman şöyle demeliyim… Seni az tanıyorum… Az…”

AZ- Hakan Günday

KİTAP KÜNYESİ

Adı:                                       Az

Yazar:                                   Hakan Günday                

Sayfa sayısı:                       360

Kitabın türü:                      Edebiyat, Roman

Yayınevi / Baskı tarihi:  Doğan Kitap / Temmuz 2012

Storytel

AZ” için 2 yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: