FATİH – HARBİYE – Mazi ve İstikbalin Uçurumunda

“Gazali diyor ki:

Evet ölüme mahkum olduğu için, her şey boştur. Bu cihanın kaşanesi (köşkü) kum üstüne yapılmıştır.

Mazi ve istikbal taraf taraf uçurumdur.

Hararet ve su, benim yatağım ve yastığımdır: yanmak ve boğulmak. İşte benim ayinim.”

Fatih- Harbiye / Peyami Safa

Fatih- Harbiye romanı adını, Cumhuriyetin ilk yıllarında İstanbul’un iki semti arasında sefer yapan tramvaydan alır. Hikâye çocukluk arkadaşları olan Neriman ve Şinasi ile Neriman’ın yeni tanıştığı Macit arasında şekillenir. Karakterler ve mekânlar üzerinden özellikle geleneksel ve modern yaşam tarzı karşılaştırılır. Bu arada olaylara bakış açıları kadın erkek, genç yaşlı karakterler tarafından ayrı ayrı derinlemesine tasvir edilir. Dönemin içinde bulunduğu sosyolojik düzlemi en iyi yansıtan romanlardan biridir. Fatih-Harbiye eseri Türkiye’de Millî Eğitim Bakanlığı tarafından ortaöğretim öğrencilerine tavsiye edilen 100 temel eser listesinde yer alıyor.

Fatih – Harbiye doğu- batı, geleneksel- modern, geçmiş – gelecek üzerine çözümlemelerde bulunduğu etkileyici bir kurgu roman.

Peyami Safa, bütün roman ve hikâyelerinde kurguyu oluştururken olaylardaki psikolojik ve sosyolojik tahlilleri başarılı bir şekilde yapar. Toplumsal ve kişisel ahlak çöküşünü, medeniyetin yan etkilerini, cinsiyetler, kuşaklar ve sosyal çevrelerin çatışmalarını dile getirirken, zıt kavramları, duygu ve düşünce karşıtlıklarını ustaca işler.

Cumhuriyet döneminin önemli edebiyatçılarından ve gazetecilerinden olan Peyami Safa’nın ismini, şair Tevfik Fikret koymuş. Farsça kökenli “Peyami” kelimesi, haberle, bilgi ile ilgili, haberci, haber toplayan anlamlarına geliyor. Adına uygun işler yaparken yazılarındaki özellikle psikolojik tahliller konusunda başarılı tasvirler ortaya koymuş.

Küçük yaşlarda babasını kaybedince annesi ve ağabeyi ile zor şartlar altında yaşamış ve sağ kolunda kemik veremi hastalığı baş göstermiş. O yıllardaki psikolojisini otobiyografik romanı Dokuzuncu Hariciye Koğuşu’nda işliyor. Dokuzuncu Hariciye Koğuşu, Matmazel Noraliya’nın Koltuğu ve Yalnızız gibi psikolojik türdeki eserleriyle Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatında ön plana çıkıyor. Server Bedi takma adıyla birçok roman kaleme alıyor. Cingöz Recai tiplemesini Fransız yazar Maurice Leblanc’ın Arsen Lüpen karakterinden esinlenerek yaratıyor. Aynı zamanda çeşitli kurumlarda gazetecilik mesleğini sürdürürken ağabeyi İlhami Safa ile birlikte Kültür Haftası gibi çeşitli dergiler çıkarıyor. Oldukça değişken fikirleri nedeniyle dönemin önemli edebiyatçılarıyla kalem kavgalarına giriyor. Nâzım Hikmet ve Necip Fazıl Kısakürek ile olan iyi ilişkileri bile zamanla kalem kavgalarına dönüşüyor. Fransızcası Batı kültür ve yeniliklerini yakından takip etmesini sağlıyor. İlk dönemlerinde Maupassant ve Rousseau gibi isimlerden tercümeler yapıyor.

Eserleri çeşitli dönemlerde sinemaya ve dizilere uyarlandı.

ALINTILAR

“Bizim bizden daha büyük düşmanımız yoktur.”

“Ruhunun üstünden yumuşak bir fırça gibi geçti ve olmayacak şeylere ait arzularını biraz daha süpürdü.”

“ Neriman düşündü ve bir anda şarklıların kedileri ve garplıların köpekleri niçin bu kadar sevdiğini anladı. Hıristiyan evlerinde köpek ve Müslüman evlerinde kedi bolluğu şundandı: şarklılar kediye, garplılar köpeğe benziyorlar! Kedi yer, içer, uyur, doğurur; hayatı hep minder üstünde ve rüya içinde geçer; gözleri bazı uyanıkken bile rüya görüyormuş gibidir; lapacı, tembel ve hayalperest mahluk, çalışmayı hiç sevmez. Köpek diri, çevik, atılgandır. İşe yarar; bir çok işlere yarar. Uyurken bile uyanıktır. En küçük sesleri bile duyar, sıçrar, bağırır.”

“Şark ve garp, mütevasıl kaplardaki su gibi birbirlerinin eksik taraflarını tamamlamak suretiyle, hem bugünkü müthiş kültür buhranını halledecek, hem de yeni terkiplere doğru gideceklerdir.”

“Teknikte garplılaşmakla iktifa mı etmeliyiz, yoksa kültürde de mi garplılaşmalıyız?”

“Kimi adam vardır ki sabahtan akşama kadar oturur ve düşünür. Onun bir hazine-i efkarı vardır, yani fikir cihetinden zengindir; kimi adam da vardır ki sabahtan akşama kadar ayaküstü çalışır, mesela bir rençper, fakat yaptığı iş dört tuğlayı üst üste koymaktan ibarettir. Evvelki insan tembel görünür velakin çalışkandır, diğer insan çalışkan görünür velakin yaptığı iş sudandır. Zira birisi maneviyat ile zihin gayretiyle yapılan iştir; öbürü vücut ile bedenle yapılan iştir. Maneviyat daima alidir, vücut sefildir. Yapılan işlerin farkı da bundandır.”

 “Kadınlar medeniyeti gözleriyle anlamaya mahkumdur.”

“-Oraya kadar haklı taş ev tahta evden, elektrik petrolden, makine hayvandan ve lavanta hacıyağından daha iyidir.”

 “Kendi kendini aldatmak, başkalarını kandırmak kadar basit değildir ve insan kendi içindeki adaletten ürkmeye başlar.’”

“İkisine de mazi hakimdi. Hep geçen günleri düşünerek yürüyorlardı. Bir kibrit alevinin muvakkat ışığında görünüp kaybolan eşya gibi, birçok hatıralar parlayıp sönüyordu.”

“İçine bir tevekkül geliyordu. Her şeyi sükûnla karşılamak cesaretini kendinde bulmaya başladı.”

“Bana bir isim ver, varlığım olsun. Bana sen isim ver varlığım senin olsun…”

KİTAP KÜNYESİ:

Kitap Adı: Fatih Harbiye

Yazar: Peyami Safa

Sayfa: 132

İlk Baskı Tarihi: 1931

Yayınevi: Ötüken