CESUR YENİ DÜNYA – Ütopya’nın Refah Tiranlığı

“Eğer doğru kullanırsan sözcükler X ışınlarına dönüşebilirler, her şeyi delip geçerler”

Cesur Yeni Dünya / Aldous Huxley


Cesur Yeni Dünyayı okuduktan sonra çevrenize daha dikkatli bakın… Yaşadığınız çağa, içinde bulunduğunuz toplumun sosyal düzenine ve ilişkilere… Hayatınızın amacına ve gelecekten beklentilerinize bir daha göz atın. Dünyanın ve düzenin sizden beklentilerini de yeniden gözden geçirin. Bilimin geldiği noktayı, itiraz ve uyumun karşılığını, insani değerlerin ve doğanın içinde bulunduğu durumu tekrar değerlendirin. Teknolojinin “Büyük Veri” ile gözetlediği, şartlandırdığı insanoğlunun esaretini düşünün… eğitim, sorgulama, düşünme, üretme, tüketme, karşı gelme, itaat etme, hak arama, adalet üzerine düşünün… hayatınızı düşünün, kendi mesajınızı düşünün… Şimdi buradan yola çıkarak 600 yıl sonrasını hayal edin ve yazın, öyle bir öngörü ile yazın ki bu gerçekliğin sınırlarında olsun… İşte bu, sizin “Magnus Opus” unuzdur.


1984’ü yazdıktan sonra, sık sık aralarında karşılaştırma yapılan George Orwell’ ı, en çok etkileyen isimlerden biri olan Aldous Huxley’in, klasikler arasına giren karanlık distopyası: Cesur Yeni Dünya Huxley’nin Magnum Opus’u…

Aldous Huxley


Yazarımız birçok ünlü bilim adamı ve sanatçı yetiştirmiş olan Huxley ailesinden geliyor. Anne, şair Matthew Arnold’un yeğeni, baba Cornhill dergisinin sahibi, kardeşi ve büyükbabası ünlü birer biyolog. Bilim ve edebiyatı birleştiren bu entelektüel miras Huxley ‘in dünyaya bakışının temelini oluşturuyor. On altı yaşında, Eton College’de okuduğu sıralar gözlerindeki bir rahatsızlık yüzünden kör olma tehlikesiyle karşılaşınca, öğrenimine ara vermek zorunda kalıyor. Geçirdiği bu rahatsızlık sonucu bir yıl kör kalıyor, iç dünyasını keşfetmesi ve bu keşiflerle şiire ve öykü yazmaya yönelmesi bu dönemde başlıyor. Sonradan Oxford Üniversitesi’ndeki Balliol College’da okuyarak öğrenimine devam ediyor. Yazılarında genellikle sosyal norm ve idealleri, bilimin insan yaşamında yanlış kullanılmasını eleştiriyor. Sigmund Freud ve Alfred Adler ile beraber, derinlik psikolojisinin ve analitik psikolojinin üç büyük kurucusundan birisi olan, İsviçreli psikiyatr Carl Gustav Jung ‘tan çok etkileniyor. Bunun üzerine parapsikoloji ve mistik temelli felsefelerle ilgileniyor ve bu konularda da yazılar kaleme alıyor.
Cesur Yeni Dünya, iki dünya savaşının arasında 1932 yılında yayımlandığı için kitabı dönemin koşullarıyla değerlendirmek önemlidir. Huxley, kaotik ve sancılı bir dünyanın ortasındadır. Yeni şekillenmelere alt yapı oluşturacak değişimler gündemdedir. İlk savaş sonunda üç büyük imparatorluk çökmüştür (Osmanlı, Çarlık Rusya ve Avusturya-Macaristan). Dengeler tamamen değişmiştir. Bunun üzerine 1929’da yaşanan küresel ekonomik krizin izleri devam etmektedir. Huxley bu umutsuzluk, savaş ve belirsizlik ortamında bir gelecek tasvir eder. İnsanoğlu sanayi devriminin eşiğinde makinelerin dünyasına adım atmıştır. Teknolojinin insan hayatına girişi düşten gerçeğe dönüşmek üzeredir. Böyle bir dönemde yazılmış olan Cesur Yeni Dünya, bir bilimkurgu klasiği olarak tarihe geçer. Huxley bu kitapta F.Ö – F.S. tanımlamaları yapar. Kitaptaki yüzyılın tanrısı “Ford “dur ve tarih Ford’dan öncesi ve sonrası diye ikiye ayrılır. Aslına bakarsanız bu bir gerçekliktir. Çünkü Huxley milat olarak Henry Ford’un T-model otomobilini ürettiği yılı milat olarak seçmiştir. Gerçekten de T- Model insanlık tarihinde ayağımızı yerden kesen ilk mekanik araç olarak hayatımıza girer ve bu macera Elon Musk’lı Space-X’e kadar devam eder.


Brave New World romanın özgün adıdır. Sheakespeare’in zamanında “brave” kelimesi “güzel” anlamına geliyordu, yani kitap’ın asıl manası “Güzel Yeni Dünya” dır.


Romanın ismi, Shakespeare’in Fırtına isimli eserinden, perde V, sahne I’deki Miranda’nın konuşmasından alınmıştır:


“O wonder! ( ey, merak ediyorum!)
How many goodly creatures are there here! ( burada kaç tane iyi yaratık var!)
How beauteous mankind is! ( insanlık ne kadar güzel!)
O brave new world, ( ey, cesur yeni dünya )
That has such people in’t! ( Böyle insanlar var!)

Gelelim hikâyeye; dünya evrimleşmiş, insanın üremesi ve eğitilmesi “kuluçka ve şartlandırma” merkezlerindeki şişelerde gerçekleştirilmektedir. Cesur Yeni Dünya’nın sloganı “cemaat, özdeşlik, istikrar ”dır. Bu üç ilkenin sürekliliğini sağlamak için bilimsel yöntemlerle yeni bir dünya düzeni kurmuşlardır. Geleceğin en önemli projeleri “mutluluk sorunu” adını verdikleri konudadır.

Londra’da 26. yüzyıldayız… Olaylar, F.S. 632 yılında, kuluçkalama ve şartlandırma merkezi müdürünün çocuklara eğitim vermesini anlatarak başlar. Nüfus artışı bu merkez sayesinde kontrol altındadır. Hikâye “The Giver” filmindeki ortam ve uygulamalara çok benzer. Kuluçkadan çıkan bu robotik biyolojik tür iki yüz altmış yedi gün sonunda üretim bandından elde edilir. Kişilerin psikolojik şartlandırmaları Hipnopedya (uykuda eğitim) ile yapılır. Bir seferde her şeyleriyle birbirlerine benzer doksan altı canlı üretilir. Toplumsal düzen ve mutluluk “Soma” adı verilen bir uyuşturucu ile sağlanır.

Alfa, beta, delta, gama ve epsilon olarak belirlenen beş ana sınıfta yetiştirilen insansılar, sürekli kalıplaşmış sloganlarla subliminal olarak programlanır.

sınıflar

Aile, kültürel çeşitlilik, sanat, edebiyat ve felsefe yoktur. Ancak, salt mutluluğu önüne gelenle seks yapmada ve vücutta yan etkileri en aza indirilmiş bir uyuşturucu olan soma kullanmada bulan toplum, hedonisttik (hazcı) bir süreçte yaşamaktadır.


Cesur Yeni Dünya’da toplum bireyden önemlidir. Bireyler tüm işlerini kalabalıklar içinde yapar. Çünkü yalnız kalan ve işi olmayan birey düşünmeye başlar. Düşünen insan sorgular ve bu ise tehlikelidir. Anne, baba, aile gibi kavramlar müstehcen kabul edilir. “Herkes, herkese aittir” anlayışı normal kabul edilir. Böylece kişilerin birbirlerine karşı duydukları istekler anında giderilip, bastırıldığı vakit ortaya çıkabilecek yoğun hisler ve duyguların önüne geçilmiş olur. Dünya denetçisi Mustafa Mond bunun nedenini şöyle ifade eder: “Kişilerin duyguları gereksiz ve toplum için tehlikelidir. Bu yüzden onları duygu yükünden arındırdık.”
Modern insanlar yaşlanmaz. Genç bir ömür sürdürmek önemlidir. Bu nedenle yapay salgılar ve ihtiyaç duyulduğunda oldukları aşılar ile yaşlanmayı geciktirirler. Ancak 60’larına kadar çok zinde yaşayan bireyler birden ölürler. Kişiler çocukluklarından itibaren haftada üç gün “ölecek hastalar hastanesi ”ne götürülür ve bireylerin gözünde ölümün sıradan bir süreç olarak görmeleri sağlanır.
Tabii bu Yeni Dünya’daki sistemin yanında bir de karşı sistem mevcuttur. İşte asıl hikaye bu sistemde gelişir. Hikâyenin bundan sonrası sizlerin yorumlarına kalsın.

Her şeyi yazarsam okumanın ne anlamı kalır, değil mi?


Eğer dikkatle okursanız, yazarın Modernitenin gelişi, teknolojinin gelişimi ve yönetsel baskıların kılık değiştirmesini çığlık çığlığa bizlere anlatmaya çalıştığını görebilirsiniz. Huxley ‘in günümüze kadar ulaşan seslenişi, yapay ütopya görüntüsündeki bu dünyanın içinde, duvarsız kafeslerimizin tutsağı olacağımızı anlatır. Yaşadığı dönemden bakarak bu kadar isabetli bir öngörüye ulaşmasına hayran kalmamak mümkün değildir.
Alıntıları ve künyeyi yazının sonuna eklerken, dalgalanan düşüncelerinizin arasında dikkatli okumalar diliyorum…


İçerikle ironi yaratsa da “Mutlu Kalın”…


İlknur Akpınar Yücedağ

CESUR YENİ DÜNYA

ALINTILAR

“Koşullar liberalleri diktatörlüğe zorlayabileceği gibi, hümanistleri de bilimsel propagandaya zorlayabilir.

“Düzenin her türlüsü kaostan yeğdir.”


“İnsan mutluluk konusunu düşünmek zorunda olmasa, yaşam ne kadar eğlenceli olurdu”


“Şimdi onları döndürün ki çiçekleri ve kitapları görebilsinler”
“-Sen gerçekten hasta görünüyorsun, mideni bozan bir şey mi yedin?
-Başıyla doğruladı. “uygarlık yedim”
-Ne?
-Zehirledi beni uygarlık”


“Eğer farklıysan, yalnızlığa mahkumsun”
“İnsan ne kadar yetenekli olursa, insanları yoldan çıkarma gücü de o kadar büyük oluyor.”


“Ne sebeple olursa olsun hatanızın üzerinde kara kara düşünmeyin. Temizlenmenin yolu çamurda yuvarlanmak değildir.”


“İnsan bir şeylere inanır, çünkü onlara inanmaya şartlandırılmıştır.”
“Kolay vazgeçerek hiç bir şey elde edemezsin.”

“Sözcüklerin iyi olması yetmiyor; onları iyi bir amaç uğruna kullanmak gerekiyor.”


“İnsanların yalnızlıktan nefret etmelerini sağlıyoruz ve yaşamlarını hiç yalnız kalmayacak şekilde düzenliyoruz.”


“Hayati size gülmeyi unutturacak kadar ciddiye almayin.”


“..Elbette her birimiz”, düşünceli bir biçimde devam etti, “bir şişede geçiririz yaşamımızı. Ama eğer Alfa isek, şişelerimiz görece büyüktür.”


“Baskılanan dürtü taşar ve taşan sel, duygu selidir, ihtiras selidir ve bu sel deliliğe dahi dönüşür; akıntının gücüne, setin yüksekliğine ve karşı koyma gücüne bağlıdır. Önüne set çekilmeyen akıntı, belirlenmiş kanallardan geçerek sakin ve keyifli bir varoluşa akar.”


“Hiç, içinde dışarı çıkmak için bir şans verilmesini bekleyen bir şey varmış gibi hissettin mi kendini? Kullanmadığın ek bir güç gibi, hani türbinlerden geçmek yerine şelaleden çağlayan su misali?”


“…çünkü ihtiraslarımız ateşini yitirdikçe, hayal güçlerimiz ve duygularımız köreldikçe aklımız daha rahat işler hale gelir.”


“Yaşamın amacının, mutluluğun Sürekli kılınması değil bilincin yoğunlaştırılması ve arınması bilginin zenginleştirilmesi olduğunu düşünmeye itebilirdi insanları.”

“Başlamak için en uygun zamanı beklersen hiç başlayamayabilirsin; şimdi başla, şu an bulunduğun yerden, elindekilerle başla.”


KİTAP KÜNYESİ:

Adı: CESUR YENİ DÜNYA
Orjinal adı: Breave New World
Yazar: Aldous Huxley
Tür: Roman, Bilim Kurgu, Distopik Kurgu
Sayfa: 332
İlk Yayınlanma Tarihi: 1932