1917- “Garcia’ya Mektup” için Oscar’lı Yorum!

“Dipteki cehennemden gökteki cennete, yalnız giden en çabuk varır.”

1917

Garcia’ya Mektup hikâyesini ilk defa duyduğumda 21 yaşındaydım ve ilk işimin oryantasyon eğitimindeydim. Sevgili Gülçin Ülgezen, biz gençlere sorumluluk alma ve inisiyatif kullanmanın önemi üzerinde konuşurken anlatmıştı hikayeyi. Aslında, Garcia’ya Mektup Elbert Hubbart’ın yazdığı yüz yıllık bir makaledir. Bir gazetecinin yazdığı bu ” köşe yazısı” birçok yabancı dillere çevrilmiş ve kendi ülkesi dışında birçok ülkede de yayımlanmıştır. Tarihin en çok okunan makalelerdendir.

Hikâye aynen şöyleydi:

  Amerika Birleşik Devletleri ve İspanya arasındaki savaşın bir aşamasında ABD Başkanı, çok acele olarak Küba’daki isyancıların önderi Garcia’ya bir haber göndermek istedi. Garcia, hangisinde olduğu bilinmeyen Küba dağlarından birinde ve nerede oldukları bilinmeyen onlarca sığınaktan birinde saklanıyordu. Kendisine posta ya da telgraf yoluyla ulaşabilmek olanaksızdı.

  ABD Başkanı’nın ona, ne denli önemli bir haber göndermek istediğini bilen çevresindekiler, Garcia’ya bir haberin, ancak elden götürülebilecek bir mektupla ulaştırılabileceğini bildirmek zorunda kaldılar. Başkanın çaresiz bakışları karşısında yanıt, çevresindeki subaylardan birinden geldi.

  ‘Benim birliğimde, Rowan adında bir çavuş vardır’ dedi. Kimsenin nerede olduğunu bilmediği Garcia’yi o bulabilir ve mektubunuzu kendisine ulaştırabilir.

  Bu yanıt Başkan’ın aklına pek yatmamıştı ama ortada yapılabilecek başka bir şey yoktu. Rowan çağrıldı. Kendisine, Garcia’ya gönderilecek mektup uzatıldı ve… ‘Bunu, Garcia’ya teslim edeceksin’ denildi.

  Rowan mektubu aldı, üniformasının yanındaki deri kesenin içine koydu, kesenin ağzını sıkıca büzdükten sonra, göğsünün üzerine kayışla bağladı. Önce Başkan’a selam verdi, sonra komutanlara, en sonra da kendi komutanına selam verdi, dışarı çıktı.

  Rowan, yola çıktıktan tam dört gün sonra, gecenin karanlığından da yararlanarak, üstü açık bir kayıkla Küba sahilinin açıklarına vardı. Küba’nın, balta girmemiş ormanlarına dalıp, gözden kaybolduktan üç hafta sonra, adanın öteki yakasında ortaya çıktı. Ülkesinin düşmanı bir ülkeyi, yürüyerek bir uçtan öteki uca geçti ve Garcia’ya, mektubunu teslim etti.

  Burada size Rowan ‘in, Garcia’ya mektubu götürebilmek için ne zorluklar atlattığını, ne tehlikeler geçirdiğini anlatacak değilim. Onun, ne denli kahraman bir asker olduğunu da anlatacak değilim. Yalnızca bir noktayı, hem de çok gereksinim duyduğumuz bir noktayı, iyice belirtmek için yazıyorum size tüm bunları.

  ABD Başkanı’nın makam odasındaki olayı, ana çizgileriyle bir kez daha gözden geçirelim:

  ABD Başkanı Mckinley, Garcia’ya teslim edilmek üzere Rowan’a bir mektup verdi. Ona yalnızca, ‘Bu mektubu Garcia’ya teslim ediniz’ dedi. Rowan mektubu aldı, göğsüne bağladı, selamını verdi ve odadan çıktı.

  Lütfen dikkat ediniz: Rowan, ‘Garcia nerede?’ diye bir soru sormadı. ‘Garcia kim?’ diye bir soru da sormadı. Yaptığı tek şey, kendisine verilen görevi almak oldu. Zaten kendisinden beklenen, onun da yapması gereken buydu.

  Rowan, ülkesindeki her okula heykeli dikilebilecek ve yetişen tüm kuşaklara örnek olarak tanıtılabilecek bir ‘ölümsüz Kahraman’dır. Fakat bugünün gençleri onun kahramanlığından çok, başka bir özelliğini örnek almak zorundadırlar. Rowan’in örnek alınması gereken özelliği, verilen görevi sadakatle kabullenmek, o görevi yerine getirebilmek için hemen harekete geçmek ve görevi eksiksiz tamamlayabilmek için tüm enerjilerini bir noktada toplamak disiplinidir.

  Özetle, Garcia’ya gönderilecek mektubu almak, hemen götürmek için yola çıkmak ve mektubu Garcia’ya teslim ederek görevi kendinden beklenildiği güven düzeyinde tamamlamak sorumluluğu ve terbiyesidir.”

1917

1917 filmi Oscar’ı kucaklarken filmin özelliğini, başına gelen talihsizlikleri ve kamera arkasını bilmiyordum. Aslında film tam da yukarıdaki hikayeyi yeniden anlatmayı farklı bir bakış açısı ve yöntemle denemiş. Hepimiz hikâyeler anlatırız. Fakat, bazılarımız hikâyeyi öyle bir anlatır ki, onu daha önce dinlemiş olsanız bile yeniden duymuş gibi olursunuz. Bu nedenle bazı anlatılar, yansıtılan özgün dil ve üslupla öne çıkar.

Görüntü yönetmeni Roger Deakins ve yönetmen Sam Mendes’in filmi, tanıdık bir savaş öyküsü olmaktan öte… Özgün, doğal ve kesintisiz açıları ile hikâyenin sadeliğini aşarak temel konuyu izleyicinin kalbine saplamayı başarmış. Fazlasıyla hak edilmiş Oscar ödülü, filmin kendisinin sade bir aksesuarı olarak kalmış.

Bu savaş ancak tek bir şekilde bitebilir.

İzlerken, o uzun yürüyüşün ve mücadeleci sürecin sonunu soluksuz bekliyorsunuz; iki askerin toyluğuna yüklenen savaşın ağırlığı, masum ölümlerden sorumlu emirlerin kararsız süngüleri, kadınlar, çocuklar, hatta bebekler ve ölü hayvanlar… insanın vahşetinin sınırlarında dolaşırken, kutsallığın cehennemini hatırlatan yangın ve gökyüzünde uçuşan alevler, korkunun dans ederek peşinden koştuğu gölgeler… Ve Benedict Cumberbatch ’la karşılaşmanın sürprizi. Gerçek mesaj ise onun cümleleriyle dökülür ortaya:

“Bu savaş ancak tek bir şekilde bitebilir. Hayatta tek kişi kalarak”

Saatler boyunca süren yürüyüş ve izlenen vahşet hiç bir sözcüğe yer bırakmamıştır ekranda. Sonra yaşadığınız dünyayı düşünürsünüz umarım bu cümle gerçek olmaz diye…

“ Hayatta tek kişi kalarak”

Çok uzun süredir beni bu kadar etkileyen bir yapım olmadı. En son yine Oscar almış bir yapım olan Birdman filmini böyle keyifle izlemiştik. Eşimden dolayı, filmleri bir yönetmenin bakış açısından seyretme ve çekim tekniklerini konuşabilme şansına sahibim. Aynı zamanda kadraj meraklısı biri olarak, sık sık kamera arkasını da düşünerek izlerim. Detayları fark edeceğiniz 1917 setinde, yönetmenler, bütün filmin kesintisiz tek bir uzun plan olarak algılanmasını tasarlamışlar. Siperlerdeki uzun ve akıcı sahneleri hiç kesmeden çekebilmek amacıyla, 1.5 kilometreyi aşan uzunlukta gerçek siperler inşa edilmiş, çekimler başlamadan önce oyuncularla 6 ay süreyle tekrar tekrar prova yapılmış. Film ekibi,  doğal ışıkla, kesintisiz uzun planlarda hatasız, güçlü ve yaratıcı çekimlerle kurguyu tamamlayarak mucizevi bir görsel şölen yaratmışlar. ( Hatta başrol karakterimiz son sahnelerden birinde koşarken yere yuvarlanıyor. Sahnede böyle bir plan yok. Ancak oyuncu kalkıp koşmaya devam ediyor ve film bittikten sonra o sahne bu şekilde bırakılıyor)

Ekip öyle etkileyici bir iş çıkarmış ki cepheler boyunca süren savaşın içinde gibi hissediyorsunuz. Bu nedenle,hepsinin emegine saygı duyarak, zaman zaman alkışlama ihtiyacı hissettiğimizi söyleyebilirim.

Ancak, tekdüze gidişattan sıkılıyor ve bol replikli, aksiyonlu filmleri seviyorsanız sabırla bekleyip, arka planları inceleyerek büyük bir emekle hazırlanmış bu filmi bitirebilirsiniz. Şiddetle tavsiye edilir. 😊

ALINTILAR:

 “Eve gitmekten nefret ederdim. Nefret ederdim. Kalamayacağımı, gitmem gerektiğini ve son görüşmemiz olabileceğini bilmekten..”

“Gök siyah ve yolculuk uzun da olsa, aceleci ve hatalı olduğumuzu asla düşünmeyiz”

“Bugünün iyi geçeceğini ummuştum. Umut çok tehlikeli bir şey. Şimdi böyle.

“Haftaya komutanlık başka bir mesaj gönderecek.”

FİLMİN KÜNYESİ:

Yönetmen: Sam Mendes

Senaryo : Krysty Wilson-Cairns, Sam Mendes

Görüntü Yönetmeni : Roger Deakins

Müzik : Thomas Newman

Oyuncular : George MacKay, Dean-Charles Chapman, Mark Strong, Andrew Scott, Colin Firth, Benedict Cumberbatch, Richard Madden, Claire Duburcq

Tür: Tarihi-Savaş-Dram

Süre : 119 Dk.