FENERBAHÇE – İdeolojisi ve Yönetilemeyen Büyüklük

“İlk yarı 3-0 bitmişti Pınar. Herkes şok içinde… Kimseden çıt çıkmıyor… Sadece ağlayanların ve sinir krizi geçirenlerin tek tek haykırışları var. Çıkış tünelinde bizimkileri gördüm. Etrafıma bakındım. O an fırtına öncesi sessizliği duydum. Bir bağırsam bütün stat duyacakmış gibi geldi bana…

Avazım çıktığı kadar bağırmaya başladım: “Feneeer!!!

Aniden aynı anda herkes bağırmaya başladı: Fener!!!! Fener !!! Fener!!!

Maçı 4-3 kazandık!

İşte bu yüzden Fenerbahçe’yi ve futbolu çok seviyorum. Eğer o gün kaybetmiş olsaydık bile yine de  severdim.”

Aşk Tutulması / Film
FENERBAHÇE- AŞK TUTULMASI

Taraftarlık budur, kaybetsen de seversin…Herhangi bir spor alanında “Bir takımın TARAFTARI olmak”, sosyolojide kolektif ruh, psikolojide kolektif bilincin karşılığına denk gelir. Ancak bu soğuk cümlenin karşısında ortalığı alev alev yakan bir duygu seli vardır. “Aşk Tutulması “ filminin bu sahnesinde fanatik bir Fenerbahçeli olan kahramanımız, maçtaki duygusunu aşk duygusu ile karşılaştırır. Çevrenizde özellikle futbol meraklısı olan ve bir takım tutan taraftarları incelediğinizde şunu görürsünüz: Tavandan tabana baktığınızda kişiliği, kariyeri, eğitimi, entelektüel yapısı ne olursa olsun, tepeden tırnağa bir “duygusallık” …

İşin içine duygular girdiğinde efsanevi mucizelere de, paramparça eden kaosa da açık bir alanda kalırsınız.

Çocukluğumuzda spor demek futbol demekti. Küçük bir kız çocuğu olduğum halde, benim bile mahallemizin futbol takımında bir “kariyerim” vardı. Sokağa çıktığımızda yuvarlak bir topumuz varsa hemen yolu kale olarak belirlediğimiz iki büyük taşla stadyuma çevirir, takımları kurar ve koşmaya başlardık. O dönemi kısaca anlattığım kitabımdaki bölümlerin linkini merak edenler için buraya bırakıyorum:

Bunlar benim futbol ve Fenerbahçe hakkındaki duygularımı aşağı yukarı yansıtsa da, benim düşüncelerim 14 Mayıs 2006 yılında kopmuştu. Bize göre yüzyılın travmalarından biri olan maçın bitiminde, duvarları yumruklayarak evi sallayan bir kardeş, ellerinde bayraklar, üstlerinde formalarla ağlayan 5,5 yaşındaki ikizlerim ve henüz 2,5 yaşındaki yeğenim, şok içinde bir aile… Öylece kalakalmıştık… Ve burnumuzdan gelen bir “anneler günü” yemeğinden sonra aradan geçen 14 yıl içinde bir daha hiç maç izlemedim.

Ailemde, dost ve arkadaş çevremde pek çok Fenerbahçelinin yanı sıra diğer takımları tutanlar da var. Ancak, Uzay bu konuya ve dolayısıyla “Fenerbahçeli olmaya ruhunu adayanlardan” biridir. Bu nedenledir ki, önce Mayıs 2013’te “3 Temmuz Fenerbahçe İdeolojisi” kitabını yazdı. “3 Temmuz 2011” Türkiye’de sadece Fenerbahçe ve sporun değil; adaletin, siyasetin, başlangıç cümlelerinde bahsettiğim kolektif ruhun ve bilincin kaosa sürüklenmeye başladığı tarihtir. Aynı çocukluğu paylaşan ve aynı “köy enstitülerinden mezun” öğretmenlerden eğitim alan iki arkadaş olarak “tarihe not” düşmenin gelecek kuşaklar açısından önemini biliriz. Uzay’ın “ruhunu adadığı” Fenerbahçe adına üstlendiği bu sorumluluk, çağdaşları tarafından çılgınlık olarak görülebilir. Ancak, ben Milliyet’teki yazılarından ve kitaplarından sonra yeri doldurulamayan “İslam Çupi”nin bayrağını taşıdığına inanıyorum. Çünkü biliyorum ki sevdikleri dahil, tüm çevresinin muhalefetine rağmen, inandığı değerler için, insanlığından ve centilmenliğinden taviz vermeden gerçekler ve doğrular adına konuşmaya inançla devam etmektedir.

2018 yılında Fenerbahçe’de bir yönetim değişikliği oldu. Ben dahil çevremdeki birçok kişi bu sürece çok olumlu yaklaştı. Yönetim değişikliği ile Fenerbahçe’nin hak ettiği yeri bulacağına inanıyorduk. Ancak, takımın eskisinden daha kötü bir hale, ligden düşme noktasına kadar geldiğine içimiz acıyarak tanıklık ettik. Uzay’ın yine kendine has bakış açısı, araştırmacı kişiliği, konu hakkındaki merakı, deneyimi, gerçekleri çok boyutlu değerlendirmesi ve Fenerbahçe’ye karşı hissettiği sorumluluğu nedeniyle, konuyla ilgili ikinci kitabı da Mayıs 2020′ de çıktı: “Yönetilemeyen Büyüklük FENERBAHÇE”

Volkan kitabı gördüğünde şu tepkiyi verdi: “ Gerçekten çok doğru bir başlık !”

Kitapların içeriği “Fenerbahçe” başlığı altında gibi görünse de yakın tarihimizi mercek altına alan ve kayıtlara geçiren önemli bir dökümantasyon özelliği taşıyor. Okurken belgesel izliyormuşsunuz gibi hissedeceksiniz.

Çok sevdiğim biz söz vardır: Hayatta sorunlar yoktur, bulunmayı bekleyen çözümler vardır.

Bu bağlamda Uzay’ın da kitabın önsözünde belirttiği gibi;

 “ Sorun Fenerbahçe’nin iyi yönetilememesi, yetersiz kişilerin elinde olması mıydı yoksa Fenerbahçe’nin artık kimselerin tek başına yönetemeyecek seviyelere gelen büyüklüğü müydü?”

“ Artık öncelikli hareket şekli sorunu tespit etmek değil, nasıl çözüleceğine dair fikir üretme olmalıdır”

“3 Temmuz ve FENERBAHÇE İdeolojisi” kitabı basılmadan önce okuma şansına eriştiğim ilk kitaptı. Fikrimi almak için taslağı bana gönderdiğinde kitaptaki 255. Sayfaya denk gelen bölümü, aynı zamanda arka kapakta yazan bölümü okuduğumda “Fenerbahçe ”yi neden sevdiğimi tekrar hatırladım. O kuşak, bu kuşak, şu kuşak diye konuşup duruyoruz ya… İşte biz böyle bir kuşağız: Tutkularına sahip çıkan, duygusallıkta dip ve zirve arasında gidip gelsek de sadakatimizden vazgeçmeyen…

Alıntılar yerine, bölümün bana gönderdiği taslaktaki dosyadan ilk okuduğum halini buraya bırakıyorum:

Ve Sen O Fener’in Altındaki Bahçe’de Huzur Bulursun.

Bazen içinde bir fırtına kopar; hayat sana acımasız davranmıştır.

Çok sevdiğin, değer verdiğin, üzerine titrediğin bir varlığına karşı haksızlık yapmıştır.

Canını yakmıştır.

Bazen her şeyin bittiği bir yere geldiğini hissetmişsindir. Bundan sonra artık ne olabilir ki, diye içinden geçmiştir.

Gözünden bir damla süzülür yanağından aşağı doğru, silemezsin; sonra bir damla daha gelir peşinden.

Öyle kalmışsındır.

Sevmek bazen öyle kalmaktır işte.

Yalnızsındır!

En azından yalnız olduğun bir anı yaşıyorsundur.

Bazen senin yalnızlığından çok daha güçlü yalnızlıklar yaşanıyordur ve sen o an kendi yalnızlığından çok onun içinde bıraktığı duyguyu yaşıyorsundur. O asla yalnız yürümeyecek bir yerde olmalıdır.

Her zaman, daima, sonsuza kadar!

Bir bayrak dalgalanır zihninde; sonra bir rüzgâr çıkar, onun gösterişini, heybetini yükseltir.

Sonra…

Aslında sen O’nu “heybetinden sığdıramadığını hatırlasın yere göğe” bayrağın görüntüsü yüreğindeki ateşi alevlendirir.

O bayrak sana emanettir!

Sen o bayrağı o güne kadar iftiharla taşımışsındır ve bilirsin ki her yeni kuşak iftiharla taşıyacaktır.

Sonsuza kadar!

İşte o an köklerinin çınar olduğunu hatırlarsın; onurlu ve uygardır!

Soyludur!

İşte o sırada…

Bazen yalnızlığın bir duygu olduğunu hissedersin…

Bazen başını kaldırır, dışarı bakarsın…

Uzaklarda bir yerde göğün lacivertini tarayan sarı ışığıyla bir Fener görürsün.

Bilirsin ki azgın dalgalar, fırtınalar arasında seni kıyıya güvenle götürecek, yol gösterecek bir Dost’tur, Fener!

Ve sen O Fener’in altındaki Bahçe’de huzur bulursun.

Sonra bir başka gözle karşılaşırsın…

Nereye bakarsan orada bir başkası vardır ve her kime bakıyorsan o kişinin gözlerinde de aynı şeyi görürsün.

Dalga dalgadır, ışık ışıktır, güçlüdür.

Ve aynı anda gülümsersiniz…

Cadde’de güçlü bir ses duyarsın.

“Seninle Sonsuza Dek Sırta Veririm, Yan Yanayız Doğu Batı Kuzey Güney…”

O an “her zaman” dışarı çıkman gerektiğini bilirsin.

Dışarı çıkarken ne giymen gerektiğini de…

Yollardasındır!

Az önce zihninde canlanan tüm görüntülerin gerçek olduğunu, senin bu gerçeği her zaman yaşadığını hatırlarsın.

Hatırlaman gereken bir yerdesindir!

Her sabah özgürlüğe doğarsın!

Özgürlük senin doğandan gelir.

Ne güzel bir şeydir O!

Özgürlüğün çok güçlü bir gerçektir ve sen o gerçeği sadece kendine değil, başkalarına da göstermen gerekir!

Özgürlüğünü başkalarına öylesine güçlü, heybetli göstereceksin ki bir daha sana el kaldırmaya kalktıklarında o görüntüyü hatırlayacaklardır.

İşte bu nedenle…

Bazen yollara düşmen gerekir!

Bazen Bahçe’nin içinde yükselen Fener sana yol gösterir; gitmen gereken yeri işaret eder; lacivert göğe yansıttığı güçlü sarı ışığıyla…

Takip etmen gerekir o ışığı…

Bazen gitmek gerekir; özgürlüğe doğru koşmak gerekir.

Özgürlüğüne kalkan ellere kalkan olmak için orada olmak gerekir.

Bazen İstanbul’da, İzmir’de, Antalya’da, Mersin’de Edirne’de, Diyarbakır’da olmak gerekir.

Bazen oralardan Ankara’ya doğru yola çıkman…

Fenerbahçe neredeyse orada olmak gerekir; her sabah özgürlüğe yeniden doğmak için…”

3 Temmuz ve Fenerbahçe İdeolojisi / Uzay Gökerman

Sevgili arkadaşım ve yazarlık macerasındaki mentörüm emeğine sağlık.

Meraklı olan olmayan, tutkulu olan olmayan, rakip veya taraftar herkese sesleniyorum ilk fırsatta okuyun.

KİTAP KÜNYESİ:

Kitap Adı: 3 Temmuz Fenerbahçe İdeolojisi

Yazar Adı: Uzay Gökerman

Uzay Gökerman
3 Temmuz ve Fenerbahçe İdeolojisi
Yönetilemeyen Büyüklük Fenerbahçe

İlk Baskı: Mayıs 2013

Yayınevi: Cinius

Sayfa: 268

KİTAP KÜNYESİ:

Kitap Adı: Yönetilemeyen Büyüklük Fenerbahçe

Yazar Adı: Uzay Gökerman

İlk baskı: Mayıs 2020

Yayınevi: Cinius

Sayfa: 295