BOOKSIAY©
the man in the high castle

YÜKSEK ŞATODAKİ ADAM – Olmasaydı, Nasıl olurdu?

Hayatta birçok soru fakat cevaplar için çok az zaman vardır.

Bunu anlayamayabilirsiniz?

The Man In The High Castle

Tarihin akışını dolayısıyla yaşadığımız dünyayı değiştiren dönüm noktalarını düşündüğümde aklıma hep bu soru takılır: Olmasaydı, nasıl olurdu? Tarih konusunda uzmanlığım olsaydı sayısız dönüm noktalarının alternatif gerçeklikleri üzerine yazmak isterdim. Bu yazımızın konusu olan The Man In The High Castle dizisi de bu sorulardan birini sormuş: II. Dünya Savaşı Almanlar ve Japonlar tarafından kazanılmış olsaydı, dünya nasıl olurdu?  

Bir distopya mantığıyla çekilmiş alternatif gerçeklik kurgusunda, yıl 1962. Alman İmparatorluğu ile Japon İmparatorluğu eski ABD topraklarını 1947’deki “Amerika’nın Teslim Gününden” beri bir kuşaktır işgalleri altında tutmaktadırlar. Dünya haritasındaki tüm kıtalar ve ülkeler coğrafi yakınlığına göre Büyük Nazi İmparatorluğu ile Büyük Japon İmparatorluğu arasında paylaşılmıştır. Amerika’da iki bölge arasında kalan ve ülkeyi boydan boya iki parçaya ayıran kıta ayrım çizgisi boyunca da “Tarafsız Bölge” yer almaktadır. Bu yer iki totaliter sistemden kaçanların doluştuğu kontrolsüz ve kanunsuz bir yerdir. Alman işgalciler büyük Alman İmparatorluğu’nu “istenmeyen” gruplardan arındırmıştır. Japonlar ise görünüşte daha hoşgörülüdür, onların kitle katliamları yalnızca politik direniş gösterenlere yöneliktir. SSCB yıkılmış, Stalin idam edilmiş. Büyük Nazi İmparatorluğunun başında tüm bu coğrafyayı 16 yıldır yöneten yaşlı Hitler bulunmaktadır. Dünya’nın en güçlüleri bu iki ülkedir. Ancak her iki devlette de bazı kesimler barışı bozup en güçlü imparatorluk olma unvanına kendi ülkelerinin erişmesini isterler. Böylece soğuk savaş Japonlar ve Almanlar arasında baş gösterir.

Her iki imparatorlukta da kendi ırkından olmayanlara baskı ve güçlü bir denetim vardır. Güvenliğin başındaki yetkililer, devlet politikalarında her şeyin üstündedir. Karar mekanizmaları onların elindedir.  Yönetime koşulsuz itaat vardır, inanç, ifade ve düşünce özgürlüğü yoktur. İmparatorluğun vatandaşları dışında herkes ikinci sınıf insandır. Ayrıca, dışlanmış ırklar ve genetik hastalar yasalarla öldürülmektedir. Tüm bu atmosferdeki maceranın filizlendiği yer ise  “Direniş Hareketi ” için Canon City ve buraya farklı nedenlerle sürüklenen Julianne ve Joe isimli iki gençtir.

Yüksek Şatodaki Adam dizisinin sadece alternatif bir geçmiş senaryosunu değil aynı zamanda bir bilimkurgu olduğunu birinci sezonun sonunda anlaşılıyor. Asıl olay örgüsü farklı amaçlar, farklı koşullarla bir araya gelen karakterlerin” gerçeklik algısı arasındaki zıtlıktan “kaynaklanıyor.

Dizi, ünlü yazar Philip K. Dick‘in 1961 yılında yazdığı aynı isimli romandan uyarlanmış. Dick, bu kitapla Hugo ödülünü kazanmış. Ayrıca yazarın bir sürü kitabı sinema filmi şeklinde uyarlanmıştır: Minority Report, Totall Recall, Impostor, Blade Runner, Next, The Adjustment Bureau, Paycheck, A Scanner Darkly…

Dizinin yaratıcı zekâları: Ridley Scott ve Frank Spotnitz.

Açılış jeneriğinde Edelweiss (Hitler’in en sevdiği şarkıdır) şarkısının duygusal biçimde yer alması ve New York’taki Times Meydanı üzerinde neon harflerle “Çalışmak Özgür Kılar” yazısının bulunması, Özgürlük Heykeli’nin, “Beyaz Saray”ın gamalı haçlarla donatılması etkileyici detaylar.

Şimdi düşünün: Bir zamanlar özgür olan bir ülkenin üzerine kurulan baskıcı bir rejimin kasvetini…

İşte bu dizide ilk sahnesinden itibaren beni en çok etkileyen düşünce tam da buydu…

Dün Cumhuriyetimizin 97. Yıldönümüydü. 10 Kasım yaklaşıyor. “Olmasaydın olmazdık “yazıları aklıma geliyor.

Lütfen yakın tarihimize bakarak düşünün; Olmasaydı, Nasıl Olurdu?

10 Kasım 1938’de Atatürk ölmeseydi?

29 Ekim 1923’te Cumhuriyet kurulmasaydı?

30 Ağustos 1922’de Büyük Taarruz Zaferi olmasaydı?

23 Nisan 1920’de TBMM açılmasaydı?

19 Mayıs 1919 ‘da Milli Mücadele başlamasaydı?

18 Mart 1915 ‘de Çanakkale Zaferi olmasaydı?

1881’de Mustafa Kemal Atatürk doğmasaydı?

Bu liste daha da uzar ve her sorudan birçok alternatif gerçeklik senaryosu yaratılabilir. Ancak, o alternatif gerçekliklerin hiç biri atalarımızdan bize miras kalan özgürlük kadar güzel ve değerli olamaz.

600 yıllık dev bir imparatorluğun, 97 yaşındaki genç bir çocuğu Cumhuriyet.

Ona sahip çıkmak hepimizin borcudur.

“Buradayım çünkü cevaplara ihtiyacım var ve o cevapları da almadan gitmeyeceğim!” jULİANA CRAIN
THE MAN IN THE HIGH CASTLE

REPLİKLER

“Ben beş bin yıllık bir kitapla yaşıyorum. Ona sanki canlıymış gibi sorular soruyorum ki canlı!

Bana senin bir amacın olduğunu söylüyor.

Bana senin değersiz bir işte çalışan, çok değerli bir insan olduğunu söylüyor.”

“Bir görevi iyi niyetli biçimde kabul etmek, hepimize iyi şans getirir”

“Hepimizin bir şeylere inancı olması gerekir, ileriyi tek başımıza göremeyiz.”

“Çünkü aniden insan sayılmamaya başladık!”

“Halkım hakkında farkına vardığım bir şey var o da farklı bir zaman algımız var”

“Bunlar karanlık zamanlar olabilir, fakat hayatta kalacağız. Hep kalırız. Sadece tutunacak bir şey bulmalısın.”

“Senin sanatçı olman lazımdı, ne diye sahte tabanca yapıyorsun?

Çünkü kimse sanatımı almak istemiyor!

O zaman kendin için yap”

Güzellik önemli, güzellik umut verir!”

“ Korku içinde yaşayamazsın”

“Seni engellemek için kimseye ihtiyacın yok, çünkü içinde ne yapıp ne yapamayacağını söyleyen küçük bir faşist zaten var!”

“Bir keresinde biri bana özgür olmamanın çok çaba sarf ettirdiğini söylemişti. Çok uzun zamandır başımı eğik tutuyorum, ayakta durmak nasıl hissettiriyor unuttum.”

“Buradayım çünkü cevaplara ihtiyacım var ve o cevapları da almadan gitmeyeceğim!”

DİZİ KÜNYESİ

Adı: The Man In The High Castle

Oyuncular: Stars: Alexa Davalos, Luke Kleintank, Rufus Sewell

İlk bölüm yayın tarihi: 15 Ocak 2015

Son bölüm yayın tarihi: 15 Kasım 2019

Kanal: Amazon Prime Video

1 thought on “YÜKSEK ŞATODAKİ ADAM – Olmasaydı, Nasıl olurdu?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: