FAHRENHEIT 451-Güneş her gün yanıyordu. Güneş, Zaman’ı yakıyordu!

“İlk kez anladım ki bütün kitapların arkasında bir insan vardı. Her birini bir insan düşünüp yaratmıştı. Bir insan onları kâğıda dökmek için günlerini veriyordu.”

Fahrenheit 451/Ray Bradbury

Söndürücülerin yakıcı olduğu, yangın muslukları yerine semenderlerle alev püskürttüğü bir dünyadayız. “Semender”, ateşte yaşayan mitolojik bir hayvandır ; görevleri kitap yakmak olan itfaiyecilerin çalıştığı kurumun da simgesidir.  Ateş,  aslında işleri ateşle boğuşmak olan itfaiyecilerin elinde harlanıp kitapları yaktığında, ısıtan ve sıcaklık veren anlamı da ters yüz olmaktadır! Semender dışında kitabın ilginç noktalarından biri de mekanik tazılar… 21. yüzyılın en ünlü distopya serisi olan Black Mirror ‘da  “Metal Kafa” bölümündeki android tazının atası gibi…

Hikayemiz arka kapak yazısında çok güzel özetlenmiş:

“Guy Montag işini seven bir itfaiyecidir. Televizyonun ve teknolojinin hüküm sürdüğü karanlık bir dünyada okuma eylemi yok olmak üzeredir, zira itfaiyeciler yangın söndürmek yerine ortalığı ateşe vermektedir. Montag’ın işi ise yasadışı üretimlerin en tehlikelisi olan kitapları yakmaktır. Montag yaptığı iş üzerine tek bir gün dahi düşünmemiştir ve tüm zamanını televizyonlarla kaplı odalarda öldüren eşi Mildred’le beraber geçirmektedir. Ancak yeni komşusu Clarisse’le tanışmasıyla tüm hayatı değişecektir. Kitapların değerini kavramaya başlayan Montag artık tüm bildiklerini sorgulayacaktır.”

““Bir felâketle karşılaşsanız, hangi değerli kitabınızı kurtarırdınız?”

Ray Bradbury kütüphaneleri o kadar çok seviyordu ki gününün çoğunu orada geçiriyordu. Böylelikle ileride yazacağı kitapların temellerini de burada atmış oldu. Lise bittikten sonra sokak köşelerinde kitap satan yazar, kütüphanelerde verilen küçük not kâğıtlarına yazmaya başladı. Hayattaki en büyük keyfi kitap okumaktı.

Ray Bradbury bu kitabı televizyonun yeni çıktığı, aynı zamanda da soğuk savaşın hüküm sürdüğü, 1950’lerde yazmış. Televizyonun evlere girmesiyle,  kitap okuyanların sayısı azalmaya başlamış. Kitap okuyanların ışıklarla oturduğu salonlar tek tek kararmış. Işıklarını kapatarak, karanlık bir ortamda küçük ve siyah beyaz görüntüleri seçmeye ve dinlemeye çalışan insanlar çoğalmış. Sürece tanıklık eden yazar bu kitabı yazmaya başlamış. Bir itfaiye şefini arayıp kâğıdın kaç derece tutuştuğunu sormasıyla da İsmi “Fahrenheit 451” olmuş. Uydu antenlerin çatılarımızı kapladığı, kablosuz ağların yeryüzünü milyarlarca kez dolaştığı, kitapta tanımlanan teknolojiye benzeyen ve dış dünya ile bağlantımız koparan birçok cihazın gözümüzün, kulağımızın, elimizin çevresinde olduğu gününümüzü daha o zamandan görebilmiş.

Mutlu olmamız için gerekli her şeye sahibiz, ama mutlu değiliz. Bir şey eksik…

Mutlaka okumanız gereken kitaplardan biri daha… Bitirdiğinizde hak vereceksiniz…

Sayfamız biraz distopya koleksiyonuna dönüşüyor gibi düşünebilirsiniz. Merak etmeyin, farklı konularımız da var. Aslında çağrışımlarla devam ediyoruz diyebiliriz. Sıkılmayın takipte kalın 🙂

ALINTILAR:

“- Kaç yıldır itfaiyecilik yapıyorsun?

– On yıldır.

– Yaktığın kitapları okuduğun oluyor mu?

– Elbette hayır. Bu kanuna aykırı.

– Tabii. Çok eskiden itfaiyecilerin yangınları başlatmak yerine söndürdüğü doğru mu?

– Hayır. Evler hep yangına dayanıklıydı, inan bana.”

“İnsanların, uğruna canlarını feda etmeyi göze aldığı bu kitapların içinde ne var? Gerçeklerin farkına vardıktan sonra bu karanlık toplumda artık yaşanabilir mi?”

“Binlerce kitap yaktık. Bir de kadın yaktık.”

Binlerce kitap yaktık. Bir de kadın yaktık

“Montag: Bir kadın kitaplar uğruna yanabiliyorsa, kitapların içinde bir şeyler olmalı…”

“Granger durup Montag’la geriye baktı. ‘Büyükbabam, herkes öldüğü zaman geride bir şey bırakmalı, derdi. Bir çocuk, bir kitap, bir resim, bir ev, yapmış olduğu bir duvar ya da bir çift ayakkabı. Ya da ekili bir bahçe. Ellerinin bir şekilde dokunduğu ve ruhunun öldüğün zaman gidebileceği bir şey, öyle ki insanlar senin diktiğin ağaç ya da çiçeğe baktığı zaman seni orada görebilsinler. Ne yaptığın önemli değil, derdi, yeter ki sen ellerini onun üstünden çektiğin zaman, ona dokunduğun zamanki halini değiştiren bir şey yapmış olasın. Otları sadece biçen bir adamla, gerçek bir bahçıvan arasındaki fark dokunuştadır, derdi. Otları biçen bir adam orada hiç bulunmamış gibidir, fakat bahçıvan ömür boyu oradadır.”

“Sana gereken kitaplar değil, bir zamanlar kitapların içinde olan bazı şeyler(…)Onu nerede bulursan al, eski plaklarda, eski filmlerde ve eski dostlarda; onu doğada ara ve onu kendi içinde ara. Kitaplar bir tür depo gibidir ve biz onlarda unutacağımızdan korktuğumuz şeyleri saklarız. İçlerinde büyülü bir şey yoktur. Büyü sadece o kitapların anlattıklarındadır.”

“Mutlu olmamız için gerekli her şeye sahibiz, ama mutlu değiliz. Bir şey eksik….

Bu yüzden kitapların faydası olabilir diye düşündüm.”

“İyi yazarlar genellikle hayatın gerçeklerine dokunurlardı. Bu bakımdan kitaplardan neden bu kadar nefret edildiğini, korkulduğunu anlıyor musunuz? Hayatın gerçek yönlerini veriyorlar.”

“Gözlerini merakla doldur ve sanki on saniye sonra ölecekmiş gibi yaşa…”

“İçimde bir şeyler gizliyormuşum. Tanrım, hepsi birikmiş. Fazla kilolar gibi üzerimde görünmemesi ne garip.”

“Belki kitaplar, hep aynı, lanet olası, çılgınca hataları yapmaktan alıkoyabilirler bizi!”

“Bir kitabı asla kapağına göre yargılama…”

Bir kadın kitaplar uğruna yanabiliyorsa, kitapların içinde bir şeyler olmalı

“Kendini riske atıyorsun.”

“Bu da ölmenin iyi yanlarından biri; eğer kaybedecek bir şeyin yoksa, istediğin riske girebilirsin.”

“Herkes ölünce ardından bir şey bırakmalı…

Öldüğünde ruhunun gideceği bir yer olsun diye..”

“-Nereden başlayacağız?

-Başlamakla başlayacağız sanırım.”

“Hayır, hiçbir şeyden bahsetmiyorlar.

Genellikle bir sürü araba veya giysi markası sayıp, ne güzel diyorlar!

Ama hepsi aynı şeyleri söylüyor ve kimse kimseden farklı bir şey söylemiyor.”

“Sadece söylemek zorunda olduğum şeyleri dinleyecek birini istiyorum.”

“Olabildiğince kendim olmak ve benim ne düşündüğümü ortaya çıkarmak, sonra da onu mantık çerçevesinde değerlendirmek istiyordum. Ve ne düşündüğümü görmek istiyordum.”

On yedi yaşındayım ve deliyim. Amcam, bu ikisinin daima beraber yürüdüğünü söyler.

Sana yaşını sordukları zaman daima on yedi de ve deli olduğunu söyle..

“On yedi yaşındayım ve deliyim. Amcam, bu ikisinin daima beraber yürüdüğünü söyler.

Sana yaşını sordukları zaman daima on yedi de ve deli olduğunu söyle..”

“Ortalıkta koşturup herkesle konuşamayız, dünyanın bütün şehirlerini tanıyamayız, zamanımız paramız veya o kadar çok arkadaşımız yoktur. Âmâ sıradan insan onların yüzde doksan dokuzunu ancak kitapta görebilir.”

KİTAP KÜNYESİ:

Kitap Adı: FAHRENHEIT 451

Yazar: Ray Bradbury

Türler: Roman, Bilim Kurgu, Politik Kurgu, Distopik Kurgu

İlk Yayınlanma Tarihi: 19 Ekim 1953

Sayfa sayısı: 256

Yayınevi : İthaki