BEDEN ASLA YALAN SÖYLEMEZ – Üzerini Örttüğümüz Her Şeyin Altında Kalırız

“Yolda onlara eşlik edebilecek, nihayet hep istedikleri ancak hep mahrum bırakıldıkları şeyleri – kendilerine güveni, saygıyı ve sevgiyi- gösterecekleri bir sürece başlamalarına yardımcı olan aydınlanmış bir şahittir.”

Alice Miller

Kitap, çalıştığım şirketin kurumsal eğitim seminerinde tanıştığım sevgili Kemal İslamoğlu tarafından tavsiye edilmişti. Kulakları çınlasın, Toltek Bilgelik kitabı Dört Anlaşma da onun önerisiydi. Onun kitabı olan “Hayatın Direksiyonuna geç” ,” Dört Anlaşma” ve “Beden Asla Yalan Söylemez” kitaplarını 14.07.2015 tarihinde Akmerkez Avm’den almıştım. Kitabın adı, zihnimde,  mesleki olarak yıllarca eğitimini verdiğim “Vücut Dili” kavramını hatırlatıyordu. Bu nedenle içeriğini okumaya başladığımda oldukça şaşırdığımı söyleyebilirim. Her neyse, kitabımız hayatın telaşında iki yıl kütüphanenin raflarında durdu. 2017 yılında kitap yazmama sebep olan yolculuğuma hazırlanırken bavuluma iki kitap koymuştum. “Tutunamayanlar” ve “Beden Asla Yalan Söylemez” . Malum psikolojiniz iyiyken bile “Tutunamayanlar” zorlayıcı bir kitaptır. Ben de “hafif” olduğunu düşünerek bu kitaba başladım. İlk şokumu görmeniz lazımdı. Aman ne “hafif” …

2018 Aralık ayında satışa çıkan “Gerçek Mucizelerin Masalı – Godael “ romanımdaki bölümü, kitabı okumaya başladığım zamanıı ve o sıradaki düşüncelerimi not etmek adına,buraya bırakıyorum:

Odama geçtiğimde yeni kitabımı okumaya başladım:
“Beden Asla Yalan Söylemez.” Alice Miller.

“BEDEN ASLA YALAN SÖYLEMEZ

Annem torunları ve damadıyla mutlu anılarını sıralarken, yanağına bir öpücük kondurdum, gözlerimin buğusunu çaktırmadan. Kahvaltıyı hazırlayıp masaya oturduk. İçimde puslu bir alınganlıkla demlediğim yalnızlığımı savuran çayımı yudumladım. Günlük sağlık kürlerini ve nefes terapilerimizi yaptık. Akşam okey partisinde çok eğlendik. Geceyi çok uzatmadan hepimiz birbirimize iyi geceler dileyerek dinlenmeye geçtik. Odama geçtiğimde yeni kitabımı okumaya başladım:

“Beden Asla Yalan Söylemez.” Alice Miller. Kulaklığımda güçlü ve tazelik fışkıran sesinden Sena Şener söylüyordu tüm duruluğuyla:

Zaman zaman sorarım neden?

Zaman nedir sabah nedir?

Şimdi gitsem buralardan, bunu kim bilir?”

Gerçek Mucizelerin Masalı Godael

 Yine kitaptan o dönemde öğrenerek etkilendiğim “Aydınlanmış şahit” kavramı için de şunları yazmışım:

“Şu anda okuduğum kitap çok ilginç… Alice Miller ‘Beden Asla Yalan Söylemez.’ İçeriğinde ilk defa duyduğum bir tanımlama var. ‘Bilinçli şahit’ ya da ‘aydınlanmış tanık’ diyor. Kitap, Dostoyevski, Kafka, Nietzsche gibi gelmiş geçmiş ünlü yazarlar ve düşünürlerin çocukluk travmaları sayesinde bildiğimiz büyük eserlerini yazdıklarını ve yanlarında bilinçli şahitleri olmadıkları için bu süreçteki hislerini ömür boyu taşıdıklarını ifade ediyor. Yaşadığımız travmatik olaylarda çevremizde bu tip bilinçli şahitlerimiz olursa olayların negatif etkisinin azaldığını anlatıyor. Ancak, bu konuda insanların çoğunun şansının düşük olduğunu söylüyor. Kahvelerimizi yudumlarken cevap verdi. “Çok güzel bir tanımlamaymış… Benim bilinçli şahidim de sensin” dedi gülerek. “Aslında ikimiz de birbirimizin bilinçli şahitleriyiz. Sanırım sen olmasaydın bu kadar güçlü olamazdım, ayakta kalamazdım. Ne kadar hırlaşsak da koruyup kollamam gereken küçük kardeşim oldun. Sen benim hiç bitmeyen ödevimdin” dedim. “Ayrıca üniversite yıllarında da en büyük dayanağım, koruyucumdun. Bence ikimiz de dengeyi birbirimizde bulduk. Bu da bizi kurtardı, ayakta tuttu. İyi ki varsın bir tanem…”

Gerçek Mucizlerin Masalı Godael
“Şu anda okuduğum kitap çok ilginç… Alice Miller ‘Beden Asla Yalan Söylemez.’ İçeriğinde ilk defa duyduğum bir tanımlama var. ‘Bilinçli şahit’ ya da ‘aydınlanmış tanık’ diyor.
Gerçek Mucizlerin Masalı Godael

Yazar hakkında biraz bilgi vermek istiyorum. Çünkü, kitabı okurken kullandığı dilin tutkulu, inatçı, ısrarcı ve tavizsiz olma nedenini anlamanızı istiyorum. Alice Miller,  Polonya asıllı İsviçreli psikolog, psikanalist ve filozof olarak yaşamış. Hayata 1923 yılında,  iki dünya savaşının arasında oldukça zor koşullarda başlamış. Etnik kökeni nedeniyle Getto ’da yaşadığı işkencelerden fiziksel olarak kaçarak kurtulmuş. Ancak eserlerinde hep üzerinde durduğu zihinsel travmaların beden üzerindeki etkisini önce kendinde tespit etmiş. Oldukça farklı, keskin, düşündürücü olan gerçekliklerini ortaya koyduğunda çok tepki almış. Buna kitabında uzun uzun değiniyor. Ancak bu onu doğru bildiğinden vazgeçirememiş. Yazdığı onlarca kitapta, özellikle çocukluk ve ergenlik dönemi travmalarına yoğunlaşmış.

Kitabın giriş bölümlerinde  Dostoyevski, Çehov, Kafka, Nietzsche, Virginia Woolf gibi ünlülerin hayatını yakından inceleyen Miller, belki birkaç meraklısının dışında hiç kimsenin fark etmediği olayları gün yüzüne çıkarmış.  Dünyayı etkileyen bu tarihi kimliklerin,  çocukluk travmalarının eserlerine nasıl yansıdığını tek tek incelemiş. Psikanalizde önemli yeri olan bilinçaltının dışavurumlarının, bu insanlar tarafından, onlar gibi olanları derinden etkileyen “çarpıcı eserler” olarak ortaya çıktığını, bu sayede tüm dönemlerde etkilerini koruduğunu belirtmiş. Miller, güçlü duyguların gerçekliğinin inkârının bedeni olumsuz etkilediğini ve bunun ailede başlayan geleneksel ahlak ile din kurallarından kaynaklandığını düşünüyor. Kitabın ilk bölümünde, tanınmış kişilerin hayatlarını nasıl etkilediğini, diğer bölümlerde ise danışanlarının örnekleriyle, kendini kandırma kısır döngüsünü kırabilen ve genellikle fiziksel belirtilerin üstesinden gelen samimi iletişime geçmenin yollarını anlatıyor.

Alıntılara geçmeden önce, Cem Mumcu’nun yazmış olduğu arka kapak yazısından çok etkilendiğim için buraya onu da bırakıyorum:

“Birine öfkelenme özgürlüğümüz yoksa onu sevmeyi seçemeyiz.

Sevmeme özgürlüğümüz olmayan birini gerçekte(n) sevemeyiz.

Birine karşı hissettiğimiz duygu “ona karşı hissetmemiz gerekenler” diye önceden tarif edilmişse, onunla meselemiz bitmeyecek, hatta başlayamayacaktır bile.

Gerçek hayatta “Böyle hissetmem lazım!”, “Şöyle hissetmemem lazım!” diye bir şey yoktur çünkü. Hisler ne yöne gideceklerini gerekliliklere sormazlar. Hiçbir ‘gerçek’ ve olgun ilişki özünde nesnel değildir. Özneler ‘gerçek’ paylaşımlarını nesnellik üzerinden kurmazlar.

Kabullenme özgürlüğümüz olmayan her duygu dışarıya akamayan bir irin gibi bedenimizi ve ruhumuzu ele geçirir. İçimize hapsettiğimiz her duygu aynı zamanda içimizi hapseder.

Üzerini örttüğümüz her şeyin altında kalırız çünkü. Eksik olduğumuzu ararız, hem de eksik bırakandan ya da ona benzeyenden. Noksanımızı, bizi zaten noksan bırakandan dileniriz bir ömür boyu.

Oysa yapabileceğimiz yegâne şey alamadığımız ilgiyi, saygıyı, duygularımıza dair anlayışı, korumayı ve koşulsuz sevgiyi kendimize gösterebilmemizdir. İnsan ancak kendi kendinin ebeveyni olabildiğinde yetişkin, özgür ve mutlu olabilir.

Bunlar içinizde bir yerlere biraz tanıdık geliyorsa bu kitabı okumaya hazırsınız. Size bu kitabın kimle veya kimlerle ilişkinize dair olduğunu söylemeyeceğim yine de… Çünkü biliyorum ki söylersem kaçacaksınız. Size iyi gelmediği, sizi mahvettiği, sizi hasta ettiği, sizi mutsuz ettiği hâlde kaçacaksınız.

Oysa kaçmanın kendisiydi asıl korkunuz. Biraz canınızın yanmasına izin verirseniz, canınızın yanması geçecek. Sizi kendinizin şifalı ellerine doğru çağırıyorum.

– Cem Mumcu

Yetenekli Çocuğun Dramı adlı dünyaca ünlü kitabın yazarı Alice Miller, Beden Asla Yalan Söylemez ile bu hastalıkların nasıl ortaya çıktığını gözler önüne seriyor. Bu kitap, duygularımız ile bedenlerimizin kaydettikleri ve ezelden beri içselleştirdiğimiz ahlâk kurallarına uymak için hissetmek istediklerimiz arasındaki çatışmayı ele alır.

ALINTILAR:

 “Kötü muamele gören ve bu yüzden hiç büyüyememiş çocuklar, hayatları boyunca kendilerine acı çektiren kişilerin “iyi taraflarını” görme çabası içinde olacak ve bütün umutları, beklentileri bu çaba doğrultusunda olacaktı.”

“Her bireyin hikayesi farklıdır ve ilişkilerin dışarıdan görünüşü sonsuz farklı şekilde olabilir.”

 “Kötü muamele gören ve bu yüzden hiç büyüyememiş çocuklar, hayatları boyunca kendilerine acı çektiren kişilerin “iyi taraflarını” görme çabası içinde olacak ve bütün umutları, beklentileri bu çaba doğrultusunda olacaktı.”

“Bir oğulları olsun istiyorlardı, çünkü iki dede böyle istiyordu. Ancak onun yerine bir kızları olmuştu ve yıllarca o kız çocuğu, kaçırdıkları mutluluğu telafi etmek için elinden geleni yaptı”

“Biri Nietzsche’ye bedeninde saklı olan bilgiyi kabul etmesi için yardım etseydi, hayatının geri kalanında kendi hakikatine kör kalmak için “aklını yitirmesi” gerekmeyecekti”

“Hissetmeleri gerekeni hissettiğine inanan ve hissetmeyi kendilerine yasakladıkları duyguları hissetmemek için elinden geleni yapan bireyler, sonunda hastalanırlar, yani, kabullenmedikleri duyguları çocuklarına yansıtarak faturayı onlara ödetirler.”

“Başka birinin sınırlarına tamamıyla saygı duyan ve bu dünyada yapayalnız olma duygusunu hafifleten sevgi dolu sarılmalar da vardır.”

 “..asla gerçekleşmeyecek umutlara çok uzun süre bel bağlama…”

“Hastalıklar, genellikle bedenin, hayati işlevlerinin sürekli görmezden gelinmesine gösterdiği tepkilerdir.”

 “Bize eşlik edecek taraflı biri, duygularımızı yavaş yavaş ona ve kendimize açtıkça, o küçük çocuğun yıllar boyunca sürekli tehlike tehdidi altında bir canı korumak için bedeni ve ruhu savaşırken bir başına yaşadıklarını ve çektiklerini öğrendikçe ortaya dökülecek dehşeti ve öfkeyi paylaşabileceğimiz biri. Böylesi bir yoldaşa—aydınlanmış bir tanık dediğimiz kişiye—ihtiyaç duyarız. İçimizdeki çocuk için yoldaş olarak hareket edecek, bedenin dilini anlayacak ve bir zamanlar anne babamızın yaptığı gibi yok saymak yerine o çocuğun ihtiyaçlarını dikkate alacaksak böyle biri gerekir.”

KİTAP KÜNYESİ:

Adı: BEDEN ASLA YALAN SÖYLEMEZ

Orijinal Adı: Die Revolte des Körpers

Yazar: Alice Miller

Tür: Psikoloji/ Psikiyatri

Yayınevi: Okuyan US

İlk Baskı Tarihi: 2014

Sayfa: 214