INTERSTELLAR – STAY
“Eskiden gökyüzüne bakar, yıldızlar arasındaki yerimizi merak ederdik. Şimdi yere bakıp topraktaki yerimiz için endişeleniyoruz.”
Interstellar
Gökyüzüne bakıp yıldızlardaki yerimizi merak ettiğimiz o çağlardan, toprağa bakıp tozun arasında nasıl hayatta kalacağımızı kaygıyla hesapladığımız bir karanlığa yuvarlansaydık, insanlığımızı belirleyen şey ne olurdu?
-Filmden aklında kalan bir kelime bir replik söyler misin Wolky, başlık için kullanayım”
-S.T.A.Y. kullanabilirsin. Etrafına bak, herkes gitmek istiyor. Kimse kalıp iyileştirmeye çalışmıyor!”
-Kesinlikle katılıyorum. Üstelik hem müziği hem de sekansı en etkileyici olanlardan biriydi. Teşekkür ederim aşkım, hatırlattığın için.
Adına film dediğimiz bazı eserler gerçekten birçok bilginin ve sanatın buluştuğu büyük bir şölen. Arkasında hayatın akışının yanında, büyük bir çalışma ve emek olduğunu, sonuçlarına değdiğini hissettiğiniz bir şaheser ve bu filmleri sinemanın zirvesindeki tahta oturtmak geliyor içimden.
Nolan kardeşler bu konuda oldukça iyi işler çıkarıyorlar ve Interstellar da bu tahtı hak edenlerden biri ve Inception, Intersellar gibi unutulmaz filmlere imza atan kardeşler bu yıl da “Tenet” filmini sinema dünyasının yeni dönüm noktasına yerleştirdiler.
Birkaç saatlik görüntü montajlarının, bazı notalar ve kelimelerle birleştirilip ekrana yansıtıldığını düşündüğümüz bu eğlencelik araçların içinden, öylesine eserler çıkıyor ki bazen koca film endüstrisinin “geleceğin ön izlemesini “ gözlerinizin önüne serdiğini düşünebilirsiniz.
Birden fazla seyrettiğim ve her seferinde olağanüstü görüntüleri, olay örüntüsü, bilimsel arka planı ve düşündürücü replikleriyle aynı duyguyu yaşayabildiğim ender örneklerden biri. İlk gösteriminin üzerinden yıllar geçmesine rağmen izlemeyen gençler adına içerikten fazla bahsetmeyeceğim. Hikâye, klasik bir olası kıyameti sonlandırma ve dünya dışı alternatif yaşam alanı bulmaya yönelik gayet tanıdık bir merkezin etrafında dönüyor ve filmi başarılı kılan bu tanıdık öykünün arka planındakiler.
Yıldızlararası’nın Görünmeyen Katmanları: Bir Umut Metaforu Olarak Bilim ve Sevgi
Yıldızların sessizliği mi daha ürkütücü, yoksa o sessizliğin içinde yankılanan kendi çaresizliğimiz mi? Christopher Nolan, başyapıtı Interstellar (Yıldızlararası) ile bizi bu felsefi dehlize bırakırken, Dylan Thomas’ın o meşhur dizelerini fısıldar kulağımıza: “Gitme o güzel geceye uysallıkla…” Nolan sineması için bu film, sadece teknik bir gövde gösterisi değil; insanlığın hayatta kalma içgüdüsünün bir manifestosu, bir “ev bulma” arayışıdır. Karakterlerin ağzından dökülen o sarsıcı ifadeyle, “It’s not possible, it’s necessary” (Bu mümkün değil, bu gerekli) mottosu, filmin sadece bir bilimkurgu değil, bir zorunluluk anlatısı olduğunun kanıtıdır.
Bu destansı yolculuğun köklerine inmek için, başlangıçtaki senaryo taslaklarının nasıl bir dönüşüm geçirdiğine ve “soğuk bir bilimden” “sıcak bir insani drama” nasıl evrildiğine bakmak gerekir.
Christopher Nolan & Jonathan Nolan
Filminin en önemli özelliklerinden biri güçlü senaryosunun arkasındaki çalışmalar. Christopher Nolan ve Jonathan Nolan senaryo üzerinde dört yıl çalışmışlar ve Araştırma için California Teknoloji Enstitüsü’nde görelilik okuyup, NASA ve SpaceX’te özel uzay programlarına katılmışlar. Senaryonun ve içeriğin bilimsel danışmanı Kip Stephen Thorne, Astrofiziğe ve yer çekimi fiziğine katkılarıyla tanınan Amerikalı bir teorik fizikçi. Stephen Hawking ve Carl Sagan ile beraber çalışmış. Albert Einstein’ın genel görelilik kuramının astrofiziksel olarak uygulanması konusunda dünyanın önde gelen uzmanlarından biri. Günümüzde araştırmalarına hala devam ediyor.
Filmin başarılarından biri de muhteşem müzikleri. Parçaların tamamı Nolan’ın tüm filmlerine fon oluşturan eserlerin sahibi Hans Zimmer’a ait eserler. Nolan, Interstellar’ın müzikleri için hiçbir bilgi vermeden gönderdiği mektupta, yeni filmi için yapacağı müzikleri “bir baba ve çocuğunu” düşünerek bestelemesini istemiş. Zimmer, filmin müziklerini, film hakkında hiçbir bilgisi olmadan bestelemiş.
Çalma listelerinizde olması gereken 30 farklı eserden oluşan tracklist şöyle:
- 1. Dreaming Of The Crash
- 2. Cornfield Chase
- 3. Dust
- 4. Day One
- 5. Stay
- 6. Message From Home
- 7. The Wormhole
- 8. Mountains
- 9. Afraid Of Time
- 10. A Place Among The Stars
- 11. Running Out
- 12. I’m Going Home
- 13. Coward
- 14. Detach
- 15. S.T.A.Y.
- 16. Where We’re Going
- 17. First Step
- 18. Flying Drone
- 19. Atmospheric Entry
- 20. No Need To Come Back
- 21. Imperfect Lock
- 22. No Time For Caution
- 23. What Happens Now?
- 24. Who’s They?
- 25. Murph
- 26. Organ Variation
- 27. Tick-Tock
- 28. Day One – Original Demo
- 29. Day One Dark
- 30. Do Not Go Gentle Into That Good Night
Spielberg’den Nolan’a: Bir Senaryonun Evrimi ve Çin Faktörü
Her büyük sanat eseri gibi Yıldızlararası da bugünkü formuna ulaşana kadar sancılı bir değişim sürecinden geçti. Proje, 2006 yılında Steven Spielberg için tasarlanmış, senaryosu ise Jonathan Nolan tarafından kaleme alınmıştı. Ancak 2008 tarihli ilk taslak, bugün izlediğimiz filmden çok daha farklı, adeta “soğuk bir bilimkurgu” atmosferine sahipti.
Jonathan Nolan’ın o dönemki vizyonunda, astronotlar “Buz Gezegeni”ne indiklerinde Çin hükümeti tarafından kurulmuş gizli yer altı üsleriyle karşılaşıyorlardı. Bu taslakta ideolojik rekabet o kadar baskındı ki, istasyonda 4.000 yıl boyunca insanları bekleyen ve teknolojik olarak evrilmiş Çinli robotlar hikayenin merkezindeydi. Dahası, tek bir kara delik yerine, birbirinin yörüngesinde dönen iki devasa kütle; Pantagruel ve Gargantua mevcuttu. Christopher Nolan projeyi devraldığında, bu “soğuk savaş” esintili robotik çatışmaları ayıklayarak odağı insan ruhunun en temel bağlarına çekti. Spielberg’in ayrılışıyla film, ideolojik bir güç gösterisinden, babalık ve fedakarlık üzerine kurulu evrensel bir destana dönüştü.
Hikayenin teknik detaylarındaki bu radikal değişim, Murph’ün kimliğinde filmin en duygusal meyvesini verecekti.
Murph’ün Cinsiyeti: Duygusal Bağın Kimyası
Karakter seçimleri, bir anlatının kalbini ve izleyicide bırakacağı izi belirler. Jonathan Nolan’ın orijinal metninde Murph, aslında Cooper’ın ikinci oğlu olarak kurgulanmıştı. Christopher Nolan’ın bu karakteri bir kız çocuğuna dönüştürmesi, basit bir “gender switch” (cinsiyet değişikliği) değil, filmin final perdesini zirveye taşıyan stratejik bir dehaydı.
Sinema çevrelerinde sıkça dile getirilen “Murph filmi yapan karakterdir” (Murph made the movie) görüşü bu noktada haklılık kazanır. Bir baba-oğul çatışmasının alışılagelmiş dinamikleri yerine, bir babanın kızına verdiği “geri döneceğim” sözünün zamanın bükülen dehlizlerinde sınanması, finaldeki duygusal patlamayı çok daha sarsıcı kıldı. Murph, sadece bir yan figür değil; bilimsel problemi çözen, babasını “hayalet” olarak odasında ağırlayan ve insanlığı yıldızlara taşıyan asıl kahramandır.
Gönül meselelerini bir kenara bırakıp, Thorne’un katı fizik yasalarına, Gargantua’nın o ürkütücü ama büyüleyici gerçekliğine daldığımızda ise karşımıza sanatla bilimin görkemli savaşı çıkar.
Kip Thorne ve Gargantua: Gerçeğin Ötesindeki Bilim
Nolan sinemasını diğerlerinden ayıran en büyük özellik, “kurmaca”yı bile katı fizik yasaları üzerine inşa etme tutkusudur. Ünlü teorik fizikçi Kip Thorne’un danışmanlığında, “fizik yasaları ihlal edilmeyecek” kuralı filmin kırmızı çizgisi oldu. Gargantua kara deliğinin görselleştirilmesi için 30 kişilik bir ekibin binlerce bilgisayarla bir yıl boyunca çalışması, ortaya çıkan “Double Negative Gravitational Renderer” yazılımıyla bilimsel makalelere konu oldu.
Ancak burada kritik bir düzeltme yapmak gerekir: Sanat ve bilim arasındaki o ince çizgide Nolan, estetiği bir adım öne çıkardı. Thorne’un denklemleri, aslında kara deliğin yüksek hızı nedeniyle ışığın bir tarafa şiddetle yığıldığı, asimetrik ve “karışık” bir görüntü ortaya koyuyordu. Nolan, izleyicinin bu asimetriyi anlamakta zorlanacağını düşünerek daha “zarif” ve simetrik bir tasarımı tercih etti. İlginçtir ki, yıllar sonra Event Horizon Telescope (EHT) tarafından yakalanan ilk gerçek kara delik fotoğrafı, Nolan’ın “karmaşık” bularak elediği o asimetrik parlaklığı, yani Thorne’un orijinal denklemlerini doğrulayacaktı. Bilimin bu keskinliği, Miller’ın gezegenindeki zaman genleşmesiyle (1 saat = 7 yıl) birleştiğinde, zamanın mutlak olmadığı gerçeğini halk diline indiren muazzam bir başarıya dönüştü.
Bilimin bu kadar keskin sınırlarla çizildiği bir evrende, insan ruhunun kurtuluşu ancak felsefi bir perspektifle açıklanabilirdi.
Çağdaş Bir Bilimkurgu Masalı:
Modern bir bilimkurgu eseri, kadim mitlerden ve halk masallarından nasıl beslenir?
Interstellar, modern bir uzay masalı dizilimine sahiptir. Filmin olay örgüsünde kullanılan imgeler derin sembolik kodlar taşır:
- Mısır Bitkisi: Yerli Amerikan (Penobscot) mitolojisindeki Corn Mother (Mısır Anne) anlatısına dayanır; kendini çocukları aç kalmasın diye feda eden ilk anne imgesidir.
- Lazarus Görevi: İncil’de Hz. İsa’nın ölü bir insanı diriltmesine gönderme yaparak, insanlığın yeniden doğuşunu simgeler.
- Gargantua Kara Deliği: 16. yüzyıl hümanisti François Rabelais’nin doymak bilmeyen dev karakterinden ismini alır ve insanlığın galaktik ölçekteki yeni Rönesans’ına işaret eder.
- Ken Burns Dust Bowl Gerçekliği: Filmin başındaki ve sonundaki belgesel röportajları, 1930’larda Amerika’da yaşanan gerçek Dust Bowl (Toz Çanağı) felaketini çocukken atlatmış gerçek tanıklardır. Bu detay, kurgusal geleceği tarihsel bir felaketle estetik biçimde bağlar.
Popperci Bir Bakış: Bilimle Gelen Kurtuluş
Filmi Karl Popper’ın “Daha İyi Bir Dünya Arayışı” felsefesi üzerinden okuduğumuzda, Cooper’ın “Biz bakıcı değil, kaşifiz” çıkışı, “açık toplum” ve “eleştirel akılcılık” kavramlarının sinematik bir tezahürü haline gelir. Popper’ın en temel öğretilerinden biri olan “yanlışlanabilirlik ilkesi”, filmdeki Profesör Brand ve Cooper karakterleri arasındaki çatışmanın tam merkezindedir.
Profesör Brand’in “Plan A” yalanı, eleştiriye kapalı, doğruluğu sorgulanamayan ve yanlışlanabilirliği reddeden bir “kapalı toplum” tiranlığı örneğidir. Oysa Popper’a göre bilim, hataların kabulüyle ilerler. Cooper’ın dürüst keşif tutkusu, “hata yapmanın, yanlışları ayıklamanın bir basamağı olduğu” düşüncesine dayanır. Nolan’ın dünyasında kurtuluş, bilimsel veriyi dogmalara dönüştüren Brand’den değil; onu bir “deneme-yanılma” cesaretiyle sevgiye (motivasyona) harmanlayan Cooper’dan gelir.
Bu felsefi derinlik, filmin en başında ve sonunda gördüğümüz o tozlu sahnelerle aslında çok tanıdık bir gerçekliğe kök salıyordu.
Toz Kasırgası’nın Gerçek Yüzü: Ken Burns ve Kolektif Hafıza
Nolan, filmin gelecekteki distopik atmosferini kurarken sadece hayal gücünden değil, insanlığın kolektif hafızasından yararlandı. Filmde televizyonda izlediğimiz o yaşlı insanların röportajları aslında birer kurgu değildir. Bu görüntüler, Ken Burns’ün 1930’lardaki büyük kuraklığı anlatan “The Dust Bowl” belgeselinden alınan gerçek tanıklıklardır.
Buradaki dehşet verici detay şudur: Görüntülerdeki yaşlı insanlar arasında aktör olan tek kişi yaşlı Murph’tür. Diğer herkes, o tarihi felaketi bizzat yaşamış gerçek kurbanlardır. Gerçek felaketzedelerin bu içten anlatıları, kurgusal bir geleceğe can verirken izleyicideki “bu bizim başımıza gelebilir” korkusunu iliklerine kadar pekiştirir. Geçmişin tozlu tanıklıkları, geleceğin yıldızlararası umuduyla bu sayede sarsıcı bir biçimde birleşir.
Tüm bu çabaların sonucuna değmiş ve bir bilim kurguda olabilecek en gerçekçi senaryoyu ortaya çıkarmışlar ve hayal ettikleri şeye kavuşmuşlar ve filmlerini dünyanın “Distopik geleceğini umutla” alt etmenin sembolü haline getirmişler.
2020 bitti ve 2021’in ikinci gününde hala Ocak ayının “Kış” olduğuna inandığımız günlerdeyiz. İlkbahardan kalma güneşli ve bulutsuz bir gökyüzünde hava sıcaklığımız mevsim normallerinin çok üzerinde.
Gezegenimizin iklimi ve özellikle “Su” kaynaklarımızın geleceği için endişelenmeye başladığımız bu dönemde umarım Interstellar filminin umutlu geleceğini görebilme şansına sahip bir insanlık olur.
Sevginin Boyutlarüstü Gücü ve Evrensel Yorum
Yıldızlararası, kütleçekimi kadar güçlü bir başka “kuvvet”ten bahseder: Sevgi. Cooper’ın kara deliğin (tesseract) içinden kızıyla kurduğu o imkansız iletişim, sevginin sadece bir duygu değil, kütleçekimi gibi boyutlar arası geçebilen bir “veri” olduğunu savunur. Bilim bize “nasıl” hayatta kalacağımızı söylerken; sevgi “neden” hayatta kalmamız gerektiğini fısıldar.
Peki, bizler bugün kendi dünyamızın toz kasırgaları arasında hangisini seçiyoruz? Bir köşede güvenle bekleyen “bakıcılar” olmayı mı, yoksa bilinmezliğe kanat açan “kaşifler” kalmayı mı?
Belki de asıl kurtuluş, fedakarlık yapmadan bir geleceğe sahip olamayacağımızı kabul etmektir. Unutmayın, gökyüzüne bakmak için sadece gözlere değil, bir amaca da ihtiyacımız var.
REPLİKLER
“Zaman ve mekanı aşabilen tek şey sevgidir.”
“Eskiden gökyüzüne bakar, yıldızlar arasındaki yerimizi merak ederdik. Şimdi yere bakıp topraktaki yerimiz için endişeleniyoruz.”
“Öfkelen, ışığın giderek sönmesine karşı öfkelen.”
“Kızının Nesli dünyada yaşayan son nesil olacak.”
“Git oraya ve dünyayı kurtar.”
“Çocuklarını tekrar görmek ile insanlığın geleceği arasında, seçim yapman gerekebilir.”
“Bir yolunu buluruz. Her zaman bulduk.”
“Sen bilimin, bizi bilinmeyenlere götürdüğünü söylemiştin.”
“Çocukken, her gün yeni bir şey yapıyormuşuz gibi geliyordu. Mesela bir alet, bir fikir bulunurdu. Her gün, yılbaşı gibiydi.”
“Zaman görecelidir, tamam mı? Genişleyebilir, büzülebilir… ama geriye doğru akamaz. Akamaz işte. Tıpkı zaman gibi, boyutlar arası geçiş yapabilen tek şey; yer çekimi.”
“Bizi buraya kadar getirten varlıklar yerçekimi sayesinde bizimle iletişime geçiyorlar, değil mi?” “Evet.” “Bizimle gelecekten konuşuyor olabilirler mi?” “Belki.”
“Onlar beşinci boyuta ait varlıklar. Zaman, onlara göre farklı bir fiziksel boyut olabilir. Onlara göre geçmiş, bir kanyonda çıkmak olabilir. Gelecek ise bir dağa tırmanmak olabilir. Ama bunlar bize göre değil, tamam mı?”
“Ölümden korkmuyorum. Ben yaşlı bir fizikçiyim. Zamandan korkuyorum.”
“Aşk, bizim icat ettiğimiz bir şey değildir. Aşk, gözlemlenebilir, çok güçlüdür.”
FİLM KÜNYESİ
Yönetmen: Christopher Nolan
Yapımcı :Emma Thomas, Christopher Nolan, Lynda Obst
Yazar: Jonathan Nolan, Christopher Nolan
Oyuncular: Matthew McConaughey, Anne Hathaway, Jessica Chastain, Michael Caine
Yapım şirketi: Syncopy, Lynda Obst Productions, Legendary Pictures
Çıkış tarihi: 26 Ekim 2014
Süre: 169 dakika


One response
[…] Inception filminde “Zaman”ı bilinçaltı ve rüyalarda yönetiyordu. Interstellar filminde ise uzay / dünya düzleminde beşinci boyuta kadar sıçrayıp, tüm olasılıkları, […]