Yaşanmamış Hayatların Ontolojik Ağırlığı

Hayat, ekseriyetle zannettiğimiz gibi yalnızca yaptığımız tercihlerin doğrusal bir toplamı değildir; o, aynı zamanda vazgeçmek zorunda kaldığımız, kapısını ebediyen kapattığımız tüm o yaşanmamış hayatların hayaletvari ağırlığını da omuzlarında taşır. Jaco Van Dormael’in 2009 yapımı başyapıtı Mr. Nobody, tam da bu ontolojik sızının kalbinde, bir tren istasyonunun puslu ve tekinsiz atmosferinde başlar. Dokuz yaşındaki Nemo Nobody, boşanmak üzere olan ebeveynleri arasında, çocuk zihninin kaldıramayacağı o imkansız kararın eşiğindedir: Kaçan bir trenin peşinden annesine mi koşmalı, yoksa peronda kalıp babasını mı seçmeli?

“Hiçbir seçim yapmazsanız, her şey mümkün kalır.”

Bu vurucu cümle, Nemo’nun zihninde kurduğu evrenin anayasasıdır. Ancak bu “hiçkimse” (Nobody) olma durumu, bir özgürlük alanından ziyade, bilincin Lacancı bölünme, yani zihnimizin arzularımız arasında paramparça olması sonucu trajik bir kırılma noktasıdır. Seçilemeyen her karar, Nemo’nun ruhunda derin bir travma tortusu bırakır. Perondaki o an, öznenin arzusu ile kaderin determinizmi arasında sıkıştığı, fantazinin gerçeği bir kalkan gibi örttüğü o savunma mekanizmasının doğum sancısıdır.

Kaosun Estetiği: Ayakkabı Bağcığından Kozmik Determinizme

Evren, mikro düzeydeki en ufak bir sapmanın makro düzeyde devasa trajediler doğurduğu, hassas bir “Kaos Teorisi” üzerine kuruludur. Filmde Nemo’nun hayatı, sadece felsefi bir sorgulama değil, aynı zamanda fiziksel bir kelebek etkisinin kurbanıdır.

Nemo’nun peronda annesine yetişememesinin sebebi sadece hızı değildir. Brezilya’daki bir işçinin işsiz kalması sonucu fabrikada gidilen maliyet tasarrufu, Nemo’nun ayakkabı bağcığının olması gerekenden daha zayıf üretilmesine neden olmuştur. O bağcığın koptuğu an, bir işçinin makus talihi ile Nemo’nun yaşanmamış hayatı arasındaki görünmez bağdır.

Bu noktada film, bireyin “kontrol illüzyonunu” acımasızca yıkar. Nemo’nun durumu, “Güvercin İtikadı” (Pigeon Superstition) deneyiyle benzerlik gösterir. Tıpkı laboratuvardaki güvercinlerin, yem makinesiyle hiçbir ilgisi olmayan kanat çırpma hareketlerini “ödülün sebebi” sanması gibi, Nemo da omnipotans (her şeye kadirlik) illüzyonuyla seçimlerinin hayatı üzerinde mutlak bir hakimiyet kuracağını zanneder. Oysa kaos, düzenin sadece henüz deşifre edilememiş halidir. Bu dışsal kaos, Nemo’yu üç farklı kadın ve üç farklı varoluşsal arketip ile tanıştıracaktır.

Üç Kadın, Üç Renk, Üç Arketip: Elise, Jean ve Anna

Nemo’nun seçimleri, Lacancı perspektifle okunduğunda annesinin arzusunu tatmin etme veya onun yokluğunu (kastrasyon) doldurma çabasıdır. Her ilişki, Nemo’nun içsel boşluğunu yamama biçimidir:

  • Mavi (Elise): Melankoli ve depresyonun rengidir. Nemo’nun Elise ile olan ilişkisi “obsessional” (saplantılı) bir yapıdadır. Elise’in kalbinde başka bir adamın, Stefano’nun hayali vardır. Lacan’ın deyimiyle Elise, Nemo için içinde “başka bir adamın fallusunu” (arzusunu) saklayan gizli bir vazodur. Nemo, Elise’in Stefano’ya olan aşkını iyileştirmeye çalışırken aslında annesinin gidişiyle açılan o ilk yarayı tedavi etmeye çabalar.
  • Sarı (Jean): Kontrol tutkusunun ve “perversion” (sapınç) halinin temsilidir. Elise tarafından reddedilen Nemo, hayatını şansa bırakmamak adına Jean’i bir “nesne” gibi seçer. Bu bir evlilik değil, Jean’in hayatının kaçırılmasıdır. Duygusuzlukla inşa edilen bu lüks hayat, Nemo için bir “yaşayan ölüm” provasıdır.
  • Kırmızı (Anna): Tutku ve gerçek aşkın rengidir. Anna, Nemo’nun, o hep aranan ama hep elden kaçan “kayıp arzu nesnesi”dir. Anna ile olan ilişki “histerik” bir arayıştır; toplumsal yasakların ötesinde, gerçek olanla temas kurabildiği tek yoldur.

Nemo’nun bu üç kadınla kurduğu ilişkiler, aslında annesinin onu peronda terk etmesinin yarattığı travmaya verilen farklı psikanalitik yanıtlardır. Jean ile kontrolü ele almaya çalışır, Elise ile melankolide hapsolur, Anna ile ise o ilk saf keyif anını yeniden inşa etmeyi hayal eder.

Bilimin Sınırında Zaman: Sicim Teorisi ve “Big Crunch”

Nemo’nun zihni, sadece duygularla değil, evrenin bilimsel dokusuyla da örülüdür. Sicim Teorisi’ne göre evrendeki 9 uzaysal boyut, Nemo’nun zihnindeki paralel olasılıklar için bilimsel bir kılıf sağlar. Ancak asıl arınma noktası, 2092 yılındaki “Big Crunch” (Büyük Çöküş) anıdır.

Büyük Çöküş, evrenin genişlemesinin durup kendi içine çöktüğü ve zamanın tersine aktığı andır. Nemo için bu, entropinin tersine dönmesidir. Zaman geriye doğru akarken travmalar silinmez, aksine pişmanlıkların başlangıç noktasına (perona) dönme ve hafızayı temizleme şansı doğar. Bu kozmik temizlik, Nemo’nun tüm yaşanmamış hayatlarından sıyrılıp “doğru olanı” bulmasına imkan tanıyan metafiziksel bir fırsattır.

“Hiçkimse” Olmanın Dayanılmaz Ağırlığı: Gazeteci ve Analist

118 yaşındaki Nemo, aslında var olmayan bir adamdır; o, 9 yaşındaki bir çocuğun tren istasyonunda yaşadığı travmatik karar anında zihninde inşa ettiği bir “koruyucu fantazi”dir . Yaşlı Nemo ve Gazeteci arasındaki diyalog, klasik bir röportajdan ziyade psikanalitik bir seanstır. Bu süreç, Freudyen bir “konuşma kürü” işlevi görür. Nemo konuştukça, zihnindeki karışık hayatlar bir düzene girer ve 9 yaşındaki o travmatik çekirdeğe, yani gerçekliğine ulaşır. İnsan zihni, kaldıramayacağı kadar ağır seçimlerle karşılaştığında, hayatı yaşanabilir kılmak için bu tür savunma mekanizmaları örer. Nemo, tüm hayatlarını bir film gibi izleyerek aslında hiçbirini yaşamamayı, “Hiçkimse” kalmayı seçer. Ta ki o kelimeyi bulana kadar.

“Doğru Kelime” ve Gerçeğe Dönüş

Nemo Nobody’nin hikayesi, bize seçim yapmamanın aslında en büyük seçim olduğunu hatırlatır. Filmin sonunda yaşlı Nemo’nun son nefesinde “Anna” diye fısıldaması sadece bir isim değildir; o karmaşayı bitiren ve gerçek ile temas kuran “Doğru Kelime” dir.

Bu kelime, tüm olasılıkların kaosunu dindirir ve Nemo’yu perondaki o ana, ama bu kez Anna’yı bulacağı üçüncü yola (koşarak ormana gitmek) yönlendirir. Yaşlı Nemo son nefesini verirken “Bu hayatımın en güzel günü” der; çünkü artık bir “hiçkimse” değil, bir seçim yapmış “birisi”dir.

Peki, ya sizin hayatınız? Bir an durun ve düşünün:

Sizin ayakkabı bağcığınız nerede koptu ve hangi yaşanmamış hayatın hayaliyle bugün buradasınız?

No responses yet

    Bir yanıt yazın

    E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

    Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.