Pluribus Hakkında Muhtemelen Bilmediğiniz 6 Şaşırtıcı Gerçek

Breaking Bad’in yaratıcısı Vince Gilligan “Breaking Bad” ve “Better Call Saul” gibi televizyon tarihine adını altın harflerle yazdırdı. Başardığı işlerden sonra ekranlara yeni bir diziyle döndü. Burada beklentilerin arşa çıkması kaçınılmazdı. Ancak hiç kimse, bu yeni projenin merkezine bu kadar sarsıcı ve alışılmadık bir soru koyacağını tahmin edemezdi:

  • Peki ya dünyanın sonu zombilerle veya nükleer savaşla değil de, herkesi ele geçiren bir ‘mutluluk salgını’ ile gelseydi?
  • Ve bu yeni barışçıl düzenden memnun olmayan tek kişi siz olsaydınız ne yapardınız?

“Pluribus”, tam da bu rahatsız edici sorunun peşine düşerek bizi insan olmanın ne anlama geldiği üzerine yeniden düşünmeye zorluyor. İşte bu çarpıcı dizi hakkında muhtemelen bilmediğiniz 6 şaşırtıcı gerçek.

1. “Pluribus”: Bir Dizi İsmi Değil, Tarihi Bir İroni

Dizinin adı, kulağa hoş gelen basit bir Latince kelimeden çok daha fazlasını ifade ediyor. “Pluribus”, ABD’nin resmi sloganlarından biri olan “E Pluribus Unum” (“Çokluktan Birliğe”) ifadesinden geliyor. Bu slogan, başlangıçta ülkeyi oluşturan 13 koloninin birleşerek tek bir ulus olmasını, yani farklı parçaların tek bir bütün yaratmasını simgeliyordu.

Dizi ise bu tarihi göndermeyi alıp baş aşağı çeviriyor. Salgına karşı bağışıklığı olan 13 karakter, bu tarihi ironinin tam merkezinde duruyor. 13 koloni birleşerek bir ulus yaratırken, dizideki 13 kişi birleşmeyi reddederek ve kolektif bilince katılmayarak bireyselliği, yani “çokluğu” korumaya çalışıyor. Bu zıtlık, ismin sadece bir kelime değil, dizinin felsefesinin bir özeti olduğunu gösteriyor. Belki de en keskin ifadeyle: koloniler birleşerek ulus doğurmuştur; bağışıklar ise birleşmeyerek bireyi yeniden doğurmaktadır.

2. Göreviniz: Dünyayı Mutluluktan Kurtarmak

“Pluribus”un en çarpıcı ve sezgilere aykırı yönü, sunduğu tehdidin doğası. Dizinin sloganı her şeyi özetliyor: “Dünyadaki en mutsuz insanın dünyayı mutluluktan kurtarması gerekiyor.” Klasik kıyamet senaryolarında kahramanlar dünyayı yıkımdan, canavarlardan veya kaostan kurtarır. Burada ise tehdit, yıkım değil; özgür iradeyi, çatışmayı ve hatta bireysel kimliği yok eden yapay bir mutluluk ve huzur.

Bu “kusursuz” ütopyada savaş, ırkçılık ve açlık sona ermiş durumda. Yaratıcı Vince Gilligan, izleyiciyi tam da bu ikilemde bırakmak istediğini belirtiyor. Amacı, izleyicinin karakterlerin mücadelesini izlerken bir an durup “Aslında o kadar da kötü değilmiş” diye düşüneceği bir dünya yaratmak.

“Pluribus’u izleyen insanların ise ‘Sanırım o mutlulardan biri olmak isterdim’ diyebileceği bir dünya kurmak istedim.”

Vince Gilligan

3. Asıl Virüs Yapay Zeka ve Sosyal Medya Olabilir mi?

Dizideki herkesi birbirine bağlayan “kolektif bilinç” veya “kovan zihin” (hive mind) teması, ilk bakışta klasik bir bilim kurgu unsuru gibi görünebilir. Ancak daha derine inildiğinde, bunun günümüz teknolojisine yönelik keskin bir eleştiri olduğu ortaya çıkıyor. Herkesin birbirine bağlı olduğu, sürekli mutlu ve uyumlu göründüğü sosyal medya platformları ile ne kadar sinirlenirseniz sinirlenin size nazikçe cevap veren yapay zeka chatbot’ları, dizideki “mutlular” ile ürkütücü bir paralellik taşıyor.

Vince Gilligan’ın yapay zekanın yaratıcılığı öldürdüğüne dair sert eleştirileri ve dizinin jeneriğinde yer alan “This show was made by humans” (Bu dizi insanlar tarafından yapıldı) notu, bu teoriyi güçlendiriyor. Pluribus, bize şu soruyu soruyor olabilir: Eğer çatışma ve sürtünme ortadan kalkarsa, geriye insanlığa dair ne kalır?

4. Karşınızda Dünyanın En Huysuz Kurtarıcısı: Carol

Baş karakter Carol Sturka (Rhea Seehorn), geleneksel kahraman kalıplarını yerle bir ediyor. O sadece isteksiz bir kahraman değil; salgından önce de hayatından memnun olmayan, huysuz, öfkeli ve alaycı bir yazar. Üstelik yazdığı tür de sıradan değil: “Wycaro Serisi” adını verdiği, korsan temalı fantastik tarihsel romanlar kaleme alıyor ve kendi yarattığı bu dünyadan bile nefret ediyor.

Vince Gilligan, Carol karakterine kendi karamsarlığından ve alaycılığından parçalar kattığını söylüyor. Bu durum akıllara bir teori getiriyor: “Breaking Bad”, iyi bir adamın kötüye dönüşme hikayesiydi (“Mr. Chips’ten Scarface’e”). Peki ya Carol’ın hikayesi bunun tam tersi, yani bir “Breaking Good” olabilir mi? Belki de dizi, tüm dünya zorla mutlu olduğunda, mutsuz olmanın, öfkeli olmanın ve direnen olmanın bir erdem olup olmadığını sorguluyordur.

5. İkinci Bölümün Sonundaki Sürpriz: Murat Evgin İmzalı Türkçe Şarkı

Vince Gilligan’ın Pluribus‘u, sadece bilim kurgu ve felsefi gerilim konularında değil, aynı zamanda kültürel entegrasyon konusunda da oldukça dikkat çekici bir yapımdır. Dizinin ikinci bölümünün kapanışında duyulan Türkçe şarkı, yapımın küresel vizyonunu destekleyen en güçlü ve merak uyandıran anlardan biri oldu.

Söz konusu Türkçe şarkı, ünlü İngiliz müzisyen John Lennon‘ın klasik eseri **”Nobody Told Me”**nin Türkçe uyarlamasıdır.Bu özel Türkçe cover’ı seslendiren ve düzenleyen sanatçı ise tanınmış Türk müzisyen Murat Evgin‘dir.

Asıl soru şudur: Bir Hollywood yapımında neden böyle bir kültürel tercihe gidildi?

Bu, dizinin üstlendiği çoklu kültürel yapıya doğrudan bir destektir. Dizinin müzik süpervizörü Thomas Golubic, Pluribus için farklı dillerde cover versiyonlar arayışı içindeydi ve Murat Evgin’e sunulan listeden seçilen bu parça, Evgin tarafından Türkiye’ye özgü enstrümanlarla zenginleştirilmiş modern bir aranjmanla yorumlandı. Bu versiyon, hem müzik süpervizörü hem de yapımcı Vince Gilligan tarafından onaylanarak dizide kullanıldı.

Murat Evgin’in bu parça için kullandığı Türkçe başlık ise “Bugünleri de mi Görecektik?” şeklindedir.

Bu müzikal seçim, hem şarkının orijinal duygusunu korurken hem de dizinin atmosferine güçlü bir yerel dokunuş kazandırmıştır. Bu sürpriz sahne, yayınlanmasının ardından sosyal medyada büyük yankı uyandırmış ve izleyiciler arasında “Hollywood yapımında Türkçe şarkı duymak tarifsiz bir mutluluk” yorumlarıyla paylaşılmıştır. Bu tercih, aynı zamanda, dizinin hikayesinin sadece Amerika’ya sıkışmaması ve dünyanın farklı yerlerinde de yaşamın (veya bu yeni kolektif bilincin) var olduğunu hissettirme çabasına da hizmet etmektedir. Dolayısıyla, Türkçe şarkı seçimi, basit bir rastlantıdan ziyade, Gilligan’ın küresel ve çoğulcu anlatımının bir parçasıdır.

6. Gerçek Gezegenlerden Uçak Kazalarına: Detaylarda Gizli Anlamlar

Vince Gilligan’ın dünyaları ne kadar katmanlı ve detaycı kurduğunu “Breaking Bad” evreninden biliyoruz. “Pluribus” da bir istisna değil ve gizlediği bazı sırlar gerçekten akıl almaz. İşte dizinin ne kadar özenle hazırlandığını gösteren birkaç örnek:

• Gerçek Bir Gezegen: Salgını başlatan uzay sinyalinin geldiği yer, NASA tarafından 2011’de keşfedilmiş ve yaşanabilir bölgede bulunan gerçek bir gezegen olan Kepler-22b.

• Bilimsel Zeka: Uzaydan gelen mesaj bir DNA dizisi değil, bir RNA dizisi olarak gönderiliyor. Bilimde DNA kalıcıyken, RNA geçicidir. Bu detay, virüsün etkilerinin potansiyel olarak geri döndürülebilir olduğuna dair zekice bir ipucu olabilir.

• Gizli Gönderme ve Ötesi: Carol’ın yolculuk ettiği havayolu şirketi olan Wayfarer, “Breaking Bad” hayranlarının hemen tanıyacağı bir isim. Bu, ikinci sezondaki trajik uçak kazasına neden olan havayolu şirketinin ta kendisi. Ancak bu referans, buzdağının sadece görünen kısmı. Dizide gösterilen iki uçağın kuyruk numaraları (N46628 ve N1703D), gerçek hayatta Ocak 2001’de, sadece altı gün arayla, benzer hava koşullarında pilot hatası nedeniyle kaza yapmış iki uçağa ait. Daha da şaşırtıcısı, bu bilgilerin yer aldığı ABD Ulusal Ulaşım Güvenliği Kurulu (NTSB) veritabanının adı CAROL. Bu tesadüf, Gilligan’ın detaycılığının neredeyse komplovari bir seviyede olduğunun kanıtı.

Sonuç

“Pluribus”, basit bir kıyamet hikayesinden çok daha fazlasını sunuyor. Dizi, bizi modern dünyanın en temel felsefi ikilemlerinden biriyle yüzleştiriyor: Çatışmanın, öfkenin ve acının olmadığı ama bireyselliğin, özgür iradenin ve insanı insan yapan tüm kusurların feda edildiği kusursuz bir dünya mı? Yoksa her türlü kaosuyla birlikte gelen özgürlük mü?

Eğer seçim sizin olsaydı, bu huzurlu kolektif bilince katılır mıydınız, yoksa insan olmanın getirdiği kaotik ama özgür karmaşayı savunmak için savaşır mıydınız?

No responses yet

    Bir Cevap Yazın

    This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.