KADININ ADI YOK

“Bütün bu içimden geçenleri, bir gün dışımdan geçiriversem ne olur diye öyle merak ediyorum ki…”

Kadının Adı Yok / Duygu Asena

Duygu Asena, bu dediğini yaptı. 1987 yılında basılan “ Kadının Adı Yok” kitabında içinden geçen her şeyi yazdı.  O kadar saf, o kadar gerçek ve tanıdık duygular, düşüncelerdi ki gündeme bir bomba gibi düştü. Çağdaşlarının cesaret edemediği o konuya neşterini kalemiyle vurdu: Kadın sorunları ve kadın erkek eşitsizliği.

Çünkü Adım Kadın- Zuhal Olcay

Ülkemizdeki feminizmin sönük alevini, benzin dökmüşcesine bu kitapla ateşledi. Aldığı tepkiler nedeniyle kitabı 1988’de yasaklandı. Çok sonraları yasak kaldırıldı ve hikâye Atıf Yılmaz tarafından film haline getirildi. https://youtu.be/KKNHKhMH4F0

Hikaye çocukluktan genç kızlığına, yetişkinlikten orta yaşlılığa kadar kadınlığın tüm evreleri, ruh halleri ile ilgili doğal bir akış içinde. Asena bu ilk kitabında sadelikte, samimiyette, yüzleşmede, eleştirmede sınır tanımamış.

Tüm yazarların ilk kitaplarında amatör başlangıçların heyecanı ve tutkusu vardır. Diğer kitaplar tabiri yerindeyse “ kitaba uygun” yazılır. Ancak ilk kitaplar çoğunlukla kişinin öznel duygu ve düşüncelerinden fışkırarak çıkar. Asena’nın da “Kadının Adı Yok” kitabı aynen bu şekilde içinden fırlamış. Okuyanı acıtırcasına etkiliyor. Okuduğunuzda mutlaka satırlar arasında tanıdık hisler ve düşünceler bulacaksınız.

Bugün 8 Mart Dünya Kadınlar Günü. tüm emekçi kadınların günü kutlu olsun. Ancak, Türkiye’de kadınlar insanlığını kaybetmiş erkekler tarafından öldürülmeye, katledilmeye devam ediyor. 2019 yılında 474 kadın öldürüldü. En az 166 kadın cinsel saldırıya uğradı. Bunlar kayıtlara geçen veriler. Kayıt dışını düşünmek bile beni ürkütüyor. https://kadincinayetleri.org/

Özel Günlere Asena’nın olaya nasıl baktığını ise kitaptaki alıntıdan anlayabilirsiniz:

 “Bütün kadınlar evlenmek için programlanmışlardır. Bir erkek onlarla evlenmek lütfunda bulunduğu zaman, zevkten ölürler. Evlenme teklifi aldıkları gün yaşamlarının en büyük günüdür. Nikâh günü, bekâretin bozulması günü, ana oldukları gün gibi üç-beş tane daha büyük günleri vardır. Ve bu büyük üç-beş günün yaratıcıları da doğal olarak erkeklerdir. Onlarsız, büyük günler hiç yoktur.”

Deniz Tekin/ Kadın Hakları – #Susamam https://youtu.be/eQ_Mhb2xAXM

Burada belirtmem gerekir ki; hayatım boyunca kadın erkek eşitliğine veya herhangi bir tarafın üstünlüğüne inanmadım. Bana göre cinsiyeti ne olursa olsun üstünlük de yoktur, eşitlik de… Sadece “insanlık” vardır ve taraflar birbirlerini tamamlar. yasalar ve kurallar ise bu insanlık vasfına göre konur, uygulanır. Ayrımcılık her anlamda insanlığa zarar verir.

Bu yazıyı bugünü bayram gibi kutlamak için değil, adlarına ağıtlar yakılan kadınlarımızı anmak için buraya bırakıyorum. Ve 2017 yılında Fethiye’de Özgecan Anıtından çektiğim fotoğraflarla, ilk kitabımın o bölümünün cümlelerini de kurbanların ruhuna yolluyorum. Umarım yaşadıkları tüm acıyı dünyada bırakarak gitmişlerdir.

Bir kadın cinayetinin kurbanıydı “o.” Olay basına yansıdığında tüm yürekler sızlamış ve Özgecan’ın toprağa verilen genç bedeni kadına şiddetin sembolü haline gelmişti.
Ülkemizde “KADIN” kelimesi tüm platformların yumuşak karnıydı.  Heykelin önünde Özgecan’ın özgürleşen ruhuna dua ederken yüzyıllardır süregelen ve insan kimliğinin dışına çıkarak kadınlara, çocuklara ve hatta bebeklere saldıran, tecavüz eden, öldüren her zihniyetin, cehennemde yanarak yok olmasını diledim. …
“cinsiyetiniz sadece cinsel tercihleriniz konusunda yol gösterir size…  İnsan olmanın ‘pusula’sı değildir… Erkek veya kadın olduğunuz için üstün veya zayıf sayılamazsınız…” Gerçek Mucizelerin Masalı Godael/ Syf. 82

Eğer okumaya devam ediyorsanız, Asena’nın 1987 yılında basıldıktan hemen sonra almama rağmen 32. Baskısı olan “KADININ ADI YOK” kitabından, cümlelerini ve paragraflarının bazılarını da buraya bırakıyorum:

“Sömürü, vahşet, tecavüz, vurma, vurulma, hapis, işkence, idam, savaş, açlık, istila, baskı, zorbalık. Ben nasıl mutlu olabilirim?”

 “Bunca yıllık yaşamımda bir tek şunu öğrendim… Şu reçeteyi: mutlu olmadığın ortamdan kaç git. Bunun için de güçlü̈ ol, kendi kendine yet.”

“Öl desem ölecek. Ama o bana öl deyince de benim ölmem gerek. Oysa artık, ‘Öl desem ölecek’ türündeki beraberliklere inanmayacak kadar yaşlıyım. İnsanlar birbirlerine ‘Öl’ dememeli ve ‘Öl’ deyince de kimse ölmemeli. Kimse, “Öl desem ölür” diye gurur duymamalı.”

 “Kimse kimseden bir şeyler istememeli, beklememeli. Hele değişmesini hiç. Bilmiyor musun ki ben değişirsem, senin sevdiğin ben değilimdir artık ve sonra beni sevmezsin.”

“Anlamıyor musunuz siz, kendim olmak istiyorum, kendi adımla anılmak istiyorum ve erkeklerden, evlilikten yalnızca dostluk bekliyorum. Dostluk da saygıda eşitlikle olur, anlamıyor musunuz, eşitliğin olmadığı yerde ikisi de yok.”

“Erkekler ağlamaz” diyorlar; bunu dediklerine göre ağlamak doğru değil. Peki, ama ağlamak iyi bir şey değilse neden kızlara yasak değil? Acaba kızların kötü şey yapmaları doğru da erkeklerinki mi değil? Ya da kızlar için ayrı erkekler için ayrı kötü şeyler mi var?”

“13-14 yaşlarındaki kız çocuklarını evlendirip bir kaç sene sonra çocuk doğururken kan kaybından, vücudunun çocuk doğurmak için güçsüz kaldığı için öldüğü bir dünyada yaşamak istemiyorum.”

“Kızlar evlenirken kız olmalı. Olmazlarsa çok fena olur. Kızlar el değmemişliklerini, kullanılmamış olduklarını ancak böyle kanıtlayabilirler sahiplerine…”

“Sünnette ne oluyor peki, pipi alt tarafta değil mi? Pipileri kesiliyor diye bize ne? Anne, ben âdet filan olmayacağım. Olursam da büyüdüğümü herkese ilan edeceğim. Bütün arkadaşlarımı çağırıp pasta yiyeceğim. Hediyeler alacağım. Yetti artık be, yetti artık. Ayıpsa neden kanıyoruz. Kanamak kadın olmaksa neden ayıp? Pipimiz yok diye mi bütün bunlar? Bir pipimiz olsaydı biz de mi tören yapacaktık? Neden onlarınki ayıp değil de, bizim kanamamız ayıp? Yetti artık anne yetti artık. Eğer olursam, göreceksin bak âdet olduuum diye herkese bağıracağım.”

“Baba, seni seviyorum ’lar da yetmiyor artık bana… Onları her şey sanmıştım… İnsan yaşamında eksik olanı, her şey sanıyor…”

“Babamın çok parası var, annemin yok, bizim de yok, hepimize babam para veriyor. Sanırım parayı o verdiği için her şeye karışıyor, para çok önemli.”

“Babamın bana, sınıfta bile kalsam kızmayacağına eminim. Bir gün üniversiteden konuşuyorduk, kızdı. “Durun hele, daha çok erken, siz kız çocuğusunuz” dedi. Anneme döndü, yüzünü çarpıtarak, “Boşa gidecek her şey” dedi. Neyin boşa gideceğini anlayamadım.”

“Artık iyice farkındayım. Babam bizi erkeklere karşı korumak istiyor. Çünkü bu erkekler kötü yaratıklar. Artık bu gerçeğe ben de iyice inanmaya başladım..”

“Masallar, masallar… Pamuk Prensesli, Külkedili masallar… Başında kurdelesi, uzun kirpikleriyle prenslerini bekleyen kızlar… Ve prensler…”

“Sen sensin. Devam et, ara, şenliğini, mutluluğunu, özgürlüğünü ara. İnsanları tanıyorsun, tanıdıkça yıkılma, ezilme… Aksine doğrul, kalk. Sen o beğenmediklerinin önünde ezilme, onlar gibi olma. Onların kötülüğünü içinde taşıma. Güçlü olduğuna inan. Bizim durumumuzun çözümü bu, güçlü olduğuna inan.”

“Canım acıyor, genç kız olmak istemiyorum..”

“Üzülme, bu insanlar böyle. Yargılamasını çok iyi bilirler ama düşünmesini hiç.”

“Bu insanlar böyle, hem yaşayamazlar hem yaşatmazlar…”

 “Özgürlüğün bedeli yalnızlık mı?

“Çünkü ezmek, öldürmek isterler! Kadınız biz, ezik olmalıyız! Güçsüz olmalıyız, onlara uymalıyız. Uymazsak kırarlar, döverler, biçerler… Kadınız…”

“Kimden korkuyoruz, yapmak istediklerimizi neden yapamıyoruz, neden utanıyoruz? Bizi yargılayanlar ve engelleyenler bizden daha mı doğru düşünüyor, daha mı ahlaklılar?

“Bilmiyorum ama erkeklerle böyle şeyler yapanlara o…pu diyorlar.” Durmadan üsteliyor Günseli, Fügen çok kızgın. Ben size bir şey söyleyeyim mi, ister yatın ister yatmayın, hepiniz için söylenebilir bu söz, yolda yürüdüğünüz için söylenebilir, mektuplaştığınız için söylenebilir, âşık olduğunuz için söylenebilir, arabalarına bindiğiniz için…”

“Neden evlenmiyorsunuz, seni almıyor mu?” diye sorduğunda… Pek çok şey kafamın içinde aydınlandı. “O değil, ben onu almıyorum” diyebilmişim.”

“Ne için savaşıyorsun? Hangi kuralı yıkabilirsin? Önce içinde yaşadığın kuralları yık, sonra özgürlük savaşı ver… Nereye gidebilirmişim? Beni koruma altına almaya çalışıyor, kadın olduğum için, kadın olarak doğduğum için, sanki bir zavallıyım ben ve bana birçok şey bağışlanıyor… Göz yumuluyor, hoş görülüyor… Ya da suçlanıyorum, hoş görülmüyorum, bağışlanmıyorum. Ya hoşgörüp bağışlayacaklar, ya da aşağılayıp suçlayacaklar… Kadın olduğum için, yalnızca kadın olduğum için.”

“Sevgili, ince, küçük, zarif çizgilerim. Dostlarım. Siz olmasanız ben ne yapardım? Siz benim kararlılığım, siz benim gücümsünüz. Sizi oluşturana dek neler yaşadım… Neler çektim… Nasıl savaştım ben… Ve size böyle anlayışla, mutlulukla bakabilmek için… Ne çok uğraştım…”

KİTAP KÜNYESİ:

Kitap: KADININ ADI YOK

Yazar: Duygu Asena

Tür: Deneme

İlk Baskı: Ekim 1987

Sayfa Sayısı: 232

Yayınevi: AFA