Foucault Sarkacı / Umberto Eco

Anlamın Kışkırtıcı Çağrısı ve Zihin Tuzakları

Umberto Eco, dünyayı “aşırı yorumlama” (over-interpretation) hastalığına dair bizleri uyarırken, aslında insan zihninin en temel zaafına işaret eder: Her şeyi her şeye bağlama dürtüsü. Bu dürtü, bizi anlamın kışkırtıcı labirentlerine çekerken; İ. Naci Zeyrek’in ifadesiyle, “kategori gerçeğini kaybetmiş olan çağımız insanı” için semboller artık sadece birer “profan simgeye” dönüşmüştür. Bir yanda kurgusal bir labirent inşa eden Eco, diğer yanda bu labirentin kalbindeki kadim geometriyi akademik bir titizlikle soyan Zeyrek…

Bu yazı, sizi sadece edebi bir analizle değil, bir zihin tuzağıyla karşı karşılaya getiriyor. Belki de asıl tehlike, sembollerin ne anlama geldiği değil, bizim onlara neyi söyletmek istediğimizdir. Eco’nun karakterleri gibi “her şeyi birbirine bağlama” şehvetine mi kapılacağız, yoksa Magen David’in o sessiz ve dengeli geometrisinde hakikatin duru sesini mi duyacağız? Gelin, Eco’nun zihinleri bulandıran o meşhur “Plan”ına, rasyonel aklın kendi yarattığı o karanlık dehlize ilk adımımızı atalım.

“Plan” ve Rastlantısallığın İronisi: Eco’nun Şeytani Labirenti

Foucault Sarkacı’nda Casaubon, Belbo ve Diotallevi; başlangıçta dünyayı sarsan ezoterik sırlarla alay eden şüpheci editörlerdir. Ancak, “Abulafia” adını verdikleri bilgisayarın sunduğu o tehlikeli imkânla tanıştıklarında işler değişir. Abulafia’nın en sarsıcı özelliği, verileri tamamen rastlantısal (random) bir şekilde yeniden düzenleyebilmesidir. Karakterlerimiz, bu anlamsız rastlantıları “mutlak bir hakikat” gibi okumaya başladıklarında, şüpheci zihinleri birer “Diabolical” (Şeytani) inananın karanlığına teslim olur.

Karl Popper’ın vurguladığı gibi: “Toplumun komplo teorisi, Tanrı’yı terk edip ‘Onun yerinde kim var?’ diye sormaktan gelir.” Modern zihin, ilahi olanın boşalttığı tahta, rasyonel görünen ama aslında rastlantısallıkla beslenen kurgular yerleştirir. Diotallevi’nin kanserle pençeleşirken kurduğu o sarsıcı cümle, aslında Zeyrek’in tezindeki “sembollerin anlam sapması” tespitiyle doğrudan ilişkilidir: “Ölüyorum çünkü hiçbir düzenin olmadığına, bir metne istediğini yapabileceğine kendimi inandırdım.” Diotallevi, kutsal olanı (Kabala) rastgelelikle kirlettiği, metafizik bir dengeyi zihinsel bir oyuncağa çevirdiği için manevi bir çöküş yaşar. Zihnin kurduğu bu yorucu bağlar, bizi hakikatten uzaklaştırırken, tarihin derinliklerinde çok daha kadim bir “denge” sembolü, tüm bu kargaşaya meydan okur.

Bir Kimliğin Ötesindeki Evrensel Heksagram

Magen David (Davud Yıldızı): Tunç Çağı’ndan bugüne uzanan bu heksagram, aslında Augustinus’un “Göstergeler Teorisi” bağlamında ele alınması gereken bir hakikat aracıdır. Augustinus’a göre bir gösterge, deneysel anlamdan fazlasına sahiptir ve deşifre edildiği takdirde bizi hakikate ulaştırır. Ancak günümüzün pozitivist bakışı, bu kadim dili sadece bir “seküler simgeye” indirgeyerek onun metafizik derinliğini budamıştır.

Bu sembolün hikayesi, sıklıkla sanılanın aksine çok daha geniştir:

  • İslam Sanatı ve Türk Geleneği: Heksagram, İslam dünyasında “Mühr-i Süleyman” olarak bilinir. Öyle ki, Anadolu’daki Karamanoğulları ve Candaroğulları gibi beyliklerin bayraklarındaki kullanımı, Avrupa’daki pek çok Yahudi cemaatinin bu sembolü bir “kimlik” olarak benimsemesinden çok daha eski ve yerleşiktir.
  • Kutupsallık ve Denge: Heksagram, ateş (yukarı bakan üçgen) ve suyun (aşağı bakan üçgen), eril ve dişil enerjinin kozmik dengesini temsil eder.
  • Mühr-i Süleyman vs. Davud Kalkanı: Görsel form olan “mühür” ile metafizik bir sığınak olan “kalkan” (Magen David) arasındaki ince ayrım burada gizlidir. Biri dışsal bir işaret, diğeri ise Tanrı’nın mutlak koruyuculuğuna duyulan sarsılmaz bir teslimiyettir.

Sembollerin bu evrensel dili, Eco’nun karakterlerinin Abulafia’da aradığı ama bulamadığı o “merkezi anlamın” geometrik bir izdüşümüdür.

Sefirot, Soğan Metaforu ve Kozmik Boşluk

Eco, romanını on bölüme ayırırken Kabala’daki on Sefirot’u (ilahi sudurlar) temel alır. En yüce “Kether”den (Taç) fiziksel dünya olan “Malkuth”a (Krallık) uzanan bu hiyerarşi, hem romanın mimarisini hem de evrenin yaratılış tasavvurunu yansıtır. Ancak burada Pierre Emanuel’in o meşhur “soğan” uyarısı devreye girer: “Bir sembolü entelektüel açıdan incelemek, bir soğanı bulmak için o soğanı soymak gibidir.”

Eco’nun karakterleri, hakikati bulmak için soğanı soymaya devam ettiklerinde, ellerinde kalan tek şey devasa bir sessizlik ve hiçlik olur. Belki de Sefirot, onları birer bilgeye dönüştürmek için değil, her şeyi her şeye bağlamanın imkansızlığını, yani zihinsel sarkacın durması gereken o “sabit noktayı” göstermek için oradadır.

Sonuç: Semiyotikten Sessizliğe Geçiş

Yolculuğun nihayetinde, Belbo’nun 12 yaşındayken çaldığı trompetle yaşadığı o mistik tecrübe, göstergebilimin (semiyotiğin) sona erdiği yeri tarif eder. O anda ne bir komplo teorisi, ne bir “Plan,” ne de deşifre edilmesi gereken bir şifre vardır. Sadece saf, dolaysız ve kutsal bir sessizlik mevcuttur. Eco’nun şu uyarısı, tüm bu entelektüel çabanın en bilge son noktasıdır: “Onlar benim sessizliğimde bile başka anlamlar arayacaklar.”

Heksagramın mükemmel simetrisi veya Sefirot’un derin dehlizleri bize aslında tek bir ders verir: Hakikat, bağıra çağıra anlatılan büyük kurgularda değil; geometrinin sessizliğinde, sembolün ötesindeki o saf mevcudiyette gizlidir. Fark etmiş olmalısınız ki; asıl mesele anlamın ne olduğu değil, anlamın bittiği yerde bizim ne yapacağımızdır.

“Geleceğe ilişkin bir öykü yaratmak için geldik buraya,

yitik zamanların tarihini yazmak için değil.”

Yazım dili, tasvirleri ve kurgusuyla geniş kitleleri etkilemeyi başaran Umberto Eco dünya edebiyat tarihinde, Gülün Adı romanıyla tanınmıştı. Ününü Foucault Sarkacı kitabıyla perçinledi.

Foucault Sarkacı ’nın içeriği ve kurgusunun başarısına rağmen, giriş ve ilk bölümlerindeki tasvirleriyle okuyucuda kafa karışıklığına sebep verebilir. Oğuz Atay’ın Tutunamayanlar kitabının kaderi gibi bu kitabı da bir hevesle elinize alıp yarım bırakabilirsiniz. Ancak, Orta Çağ estetiğinin ve sembol biliminin ustalarından kabul edilen Eco’nun bu çerçevede yarattığı ana hikâyeye ulaştığınızda olağanüstü bir örüntüyle karşı karşıya kalacaksınız.

Kendinizi edebiyatla oluşturulmuş bir satranç oyunu içinde hissedebilirsiniz. Kitabı bitirdiğinizde tekrar okumak isteyeceğinize eminim.

Kabala & Sefirot

Kabala inancından referans alınan kitapta yer alan on bölüm, on Sefirot ile adlandırılmış. Keter bölümünde Sefirot’un çizimini göreceksiniz. Krallığa ulaştığınızda boş gözlerle bakmamak için öncelikle Keter, Hokmah ve Binah tasvirlerini, arkasından gelen tüm durakları dikkatle okumanız gerekiyor.  

Her bir kelimenin ifade ettiği etki alanı ve anlamları önderliğinde bölümler ilerliyor.  Bölümler:

  • KETER / Taç
  • HOKMAH / Akıl, Hikmet, Bilgelik
  • BİNAH / Anlayış
  • HESED / Merhamet
  • GEBURAH / Adalet
  • TİFERET / Güzellik
  • NEZAH / Zafer
  • HOD / İhtişam
  • YESOD / Temel
  • MALKUT / Krallık

Casaubon & Belbo & Diotallevi

Hikayemiz üniversite bitirme tezini hazırlayan genç Casaubon ’un Foucault Sarkacı ‘nı ziyareti ile başlıyor. Editörlük yapan Belbo ve Diotallevi hikâyemizin diğer kahramanları. Üçlü ellerine geçen  bir kağıt parçasındaki gizin peşine düşerler. Plana yaklaştıkça gizemli bir dünyaya dalan üçlü geçmişten gelen gizli bir şekilde var olan tarikatlarda yer alan kişilerle de bağlantıya geçerler. Ancak bu macera onları tutkuyla kendine bağlarken tehlikeli bir savaşın içine doğru sürüklenirler.

Panta Rei

Benim için önemli kelime öbeklerinden biri olan “Panta Rei” ile ilk kez bu kitapta tanıştım. Casaubon rehberle sarkaç hakkında konuşurken sarkacın “Panta Rei” den kurtulan tek şey olduğunu düşünüyor.

Eğer dünya anlamlarla dolu bir kitap değil de, sadece üzerine hikayeler yazdığımız sessiz bir parşömense; o zaman asıl kutsallık bulduğumuz cevaplarda mı, yoksa sarkacın durduğu o mutlak noktada sessizliği dinleyebilme cesaretimizde mi gizlidir?

Gerçekten bir nokta olsak “Panta Rei “den kurtulabilir miyiz?

Kitabı kalemle okuyun. Bol bol çizip sonradan araştıracağınız notlarınız olacak ve sonra tekrar okuyun.

Keyifli Okumalar

FOUCAULT SARKACI ALINTILARI

“Uzay çağı, batının yanılgısıdır. Merkezin yitmesidir bu (dünyanın yani yerkürenin araştırılmasının bitmesidir).

“geometrik nokta- onu göremezsin, boyutları yoktur; boyutları olmayan bir şey ne sağa gidebilir, ne sola, ne aşağıya, ne yukarıya. Deme ki dönmez. Anlıyor musun? Noktanın boyutları yoksa, kendi çevresinde bile dönemez. Kendisi bile yoktur.”

“İnsan bir sonsuzdan başka bir sonsuza doğru kaçarak kurtulamaz, dedim kendi kendime; farklı olana rastlayabilme kuruntusuna kapılarak, özdeş olanın açıklamasından kaçamaz.”

“İnsanlık, dünyanın, rastgele, yanlışlıkla, kaygan bir karayolunda dört beyinsiz atomun çarpışması yüzünden doğduğu düşüncesine katlanamıyor. Bu yüzden, evrensel bir gizdüzenin ortaya çıkarılması gerekiyor: Tanrı, melekler, şeytanlar. Sinarşi de, daha küçük bir ölçekte aynı işlevi yerine getiriyor.”

“Sözcüklerin bir ağırlığı vardır, dünyayı altüst ederler.”

“Ne zaman bir ozan, bir vaiz, bir şef ya da büyücü ağzından anlamsız homurtular çıkarsa, insanlık onların bildirisini çözmek için yüzyıllar harcar.”

“Seni tanımadığım için mi yitirdim her seferinde?

 Seni tanıdığım, ama korktuğum için mi yitirdim?

 Seni tanıyınca yitirmek zorunda kalacağımı bildiğim için mi yitirdim seni?”

“Bazen, düşün ardından gelen uyku ile uyanıklık arasında düşüme karşı çıkıyorum”

“Dünyanın her yerinde kolları olan bir gizli dernek var; evrensel bir komplonun varlığı söylencesini yaymak için komplo kuran bir dernek.”

“Bir tuzaktan korkuyorsan, kendin kur tuzağı. Böylece tuzağa düşenler, senin denetimin altına girerler”

“Bilge insan ayrım gözetmeyen insandır; nereden gelirse gelsin, ışık zerreciklerini bir araya getiren insandır.”

“Tarihin en güzel yanı, birbirleriyle ölesiye savaşan grupların birbirlerinin silahlarını kullanarak birbirlerini öldürmeleriydi.”

“Dinler her yerde halkın afyonu olmuştu …”

“Diktatörlükler kendilerinden yana olanları bir arada tutmak için her zaman bir dış düşman bulurlar.”

“Yeryüzü egemenliğini ele geçirmek için nice taçlı başı, sabahı olmayan gecelere, incelikle hazırlanmış tuzaklara düşürdük biz.”

“İyi bir casusun ilk görevi; aralarına sızdığı kimseleri casus diye ele vermesidir.”

“Dolap çeviren, gerçekten dolap çeviriyorsa, yeraltında çevirir, günışığında değil. Dünya egemenliği, yeraltı dünyasının egemenliği demektir.”

“İnsanların dünyasında ne olup biterse, aşağıda, yerin altında tasarlanır.”

“İnsan bir kez kuşkuya kapışmayagörsün, hiçbir ipucunu göz ardı edemez artık.”

“Ya çok erken geldiğim, ya da çok geç kaldığım için büyük fırsatları kaçırdım, doğru, ama doğum günümün suçuydu bu.”

“İnsanlar planlara susamışlardır, onlara bir plan sunarsınız, kurt sürüsü gibi üstüne atılırlar. Siz icat etmeye bakın, hemen inanırlar.”

 “Gerçeği anlamak için hala vakit var, ama gerçeğe göğüs germek için iş işten geçti belki de.”

“Tarihin tedirginliğinden kaçmak için, edebiyat aracılığıyla bir kez daha bakmak yaşama.”

“İnsan keşfetmenin ince çizgisinde dolaşıyorsa, mantığın kılı kırk yaran ağır zincirlerini, onların tekdüze sıralanışını izlememelidir.”

“Dünyayı senin adını taşımayan çocuklarla doldurursan, onların senin çocukların olduklarını hiç kimse bilmez.”

“Bilgeliğin neden İsviçre Alplerinden değil de, Doğudan geldiğini bilmek istersen, bunun nedeni şu: Atalarının bedenleri sabahları uyandığında ortalık hala karanlıksa doğuya bakıyordu, güneş çıksın, yağmur yağmasın diye umarak.”

“En olmayacak şey, mucizeye en çok benzeyen şeydir.”

“Evrenin sayısal denkliklerden oluşan, olağanüstü bir senfoni olduğuna, sayıların okunmasının ve bunların simgesel yorumlarının, ayrıcalıklı bir bilgiye ulaşmanın yolu olduğuna inanıyorum.”

“İnanmıyorum ama kaptırıyorum kendimi. Çevremdeki her şeyi sorgulamaya başlıyordum; kendi yüzeysel öykülerini değil, içlerinde sakladıkları gizemsel benzerlikler ilkesi sayesinde açıklayacakları daha derin öyküyü anlatmalarını istiyordum.”

“Sonunda şu oldu: Gerçek olmadığını bildiği Plan’ı, gerçek sandığındaki bir rakibi yenilgiye uğratmak için kullandı.”

FOUCAULT SARKACI KİTAP KÜNYESİ

Adı: Foucault Sarkacı

Orijinal adı: Il Pendolo Di Foucault

Yazar: Umberto Eco, Şadan Karadeniz (Çevirmen)

Baskı tarihi: 2016

Sayfa sayısı: 912

Kitabın türü: Dünya Klasikleri, Edebiyat, Roman

Yayınevi: Can Yayınları

4 Responses

Bir Cevap Yazın

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.